Yargı, Kuşatma ve İktidar

Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu üzerinden başlayan gerginlik tüm hızıyla devam ediyor. Hiç sözü dolaştırmaya lüzum yok.

Hesaplaşma o kadar sertleşti ki, daha önce dolaylı yollardan denenen bazı işler, şimdi yargının zirvesinde, üstelik tüm kamuoyunun gözü önünde yapılmak isteniyor. HSYK adına yapılan açıklamanın verdiği mesaj da bu zaten.

* * *

Burada iki nokta önemli.

Birincisi, ortaya çıkan tabloya kamuoyundan gelen tepkiler ciddi boyutlara ulaştı ve giderek büyüyor.

İkincisi, hükümet olup biten karşısında geri adım atmak bir yana, son derece kararlı bir duruş sergiliyor.

Bunun üzerinde biraz duralım. Çünkü yargı eliyle başlayan bu yeni hamlenin doğrudan hedefleri arasında hükümet de yer alıyor.

Siyasetin ‘yargı’ üzerinden kuşatılması, özellikle AK Parti’nin ikinci iktidar dönemine damgasını vurdu. Kapatma davası en ciddi girişimlerden birisiydi.

Anayasa Mahkemesi’nin kendi sınırlarının dışına çıkarak verdiği ‘türban kararı’, AK Parti’nin siyaset alanına vurulan en büyük darbelerden birisiydi.

Aslında bu davaların mesajı çok açıktı. Anayasa Mahkemesi, adeta bir ‘Yüksek Parlamento’ gibi siyasetin sınırlarını çiziyordu. Hepimizin cevabını merakla beklediği soru ise, mahkemelerin kendi yetkilerini aşarak çizdikleri bu sınırları, siyasetin nasıl aşacağıydı.

* * *

AK Parti’ye yargı üzerinden yapılan hamleler, kuşkusuz bunlarla sınırlı kalmayacaktı; nitekim kalmadı.

Esasen bu tür girişimlerin sadece iktidarı değil, toplamda Türkiye’nin değişim sürecini hedef aldığı da çok açık.

Devletin farklı kurumlarından bekledikleri refleksleri göremeyenlerin, son aşamada en tehlikeli yola başvurarak ‘yargı’yı sahaya sürmeleri şaşırtıcı değil aslında.

Bugün HSYK üzerinden ortaya çıkan tartışma, basit bir kişisel müdahale ya da kendisini feda etmiş birkaç yargıcın tavrı olarak görülmemeli.

Bu tavrın, bu duruşun, Ergenekon başta olmak üzere davaları boşa çıkarma yönünde yapılan hamlelerin devlet içinde çok, ama çok ciddi bir karşılığı olduğunu asla unutmayalım.

Özellikle de AK Parti iktidarı unutmamalı.

HSYK üyesi Ali Suat Ertosun’un yakın geçmişte dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in teklifiyle ‘Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirilmesi, en iyimser yorumla iktidarın bürokrasiyi yeterince tanımadığını ortaya koyuyor.

‘O zaman başka, bugün ortaya çıkan tablo başka’ deyip işin içinden sıyrılmak mümkün olsaydı, her şey daha kolay olurdu.

Lakin, Ertosun örneği bize gösteriyor ki, attığınız her adımda, yaptığınız her atamada daha seçici ve özenli olmak zorundasınız.

* * *

Olayların medyada ele alınışı, kimin hangi tarafta yer aldığı konusunda hayli ufuk açıcı.

Sözgelimi, Hürriyet’in dünkü baskısında HSYK tartışmaları kendisine ilk sayfada yer bulamıyor! İç sayfalarda ise HSYK adına yapılan açıklama dışında, olup bitenin haber değeri yok! Kurul üyesinin gizli toplantıları, görüşmeleri, geçmişindeki tuhaf rastlantılar (!), devam eden davaların seyrini değiştirmeye yönelik açık müdahaleler, bunlar koca gazete için haber değeri taşımıyor!

Olaylara gözlerini kapatanların asıl derdi, geçmişte olduğu gibi ‘gündem yaratma’ güçlerini kaybetmeleri.

Türkiye, yoluna devam ediyor.


Nasuhi Güngör – Star

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir