YAZ FIRSATLARI

Çocuklarımızı eğitim ve öğretim için gönderdiğimiz okullar eğitim-öğretim yılını tamamayıp yaz tatiline girdiler. Yaz tatilinde öğrenciler dinlenecek, tatil yapacak bazı öğrenciler ise “YAZ OKULU” tabir edilen okullarda biraz daha hafif müfredatlarla hem eğlenip hem öğrenmeye devam edecekler.


Her seviyeden farklı “YAZ OKULU” programları mevcut. Birçok üniversitede yaz okulu, derslerini geçemeyen ve ilave eğitim ile eksiğini tamamlayıp, telafi, bütünleme veya kurtarma sınavlarına hazırlanmak için açılan kursları ifade ediyor.


Özellikle ilköğretim ve lise seviyesinde son yıllarda oldukça yaygınlaşan yaz okulları sportif faaliyetler ve eğlencenin yanında bazı yetenekleri geliştirmek için kurslar veya derslerin eksiğini tamamlayacak aktiviteleri içeriyor.


Diyanet işleri başkanlığı da bütün camilerde Kur’an-ı Kerim ve Din eğitimi yapılmak üzere yaz okulları tertip ediyor. Bazı dernek ve vakıfların da bu minvalde çalışmalar yaptıkları ve yaz okullarında Kuran-ı Kerim ve Dini Bilgileri yine eğlence ve sportif faaliyetlerle birlikte vermeye çalıştıkları herkesin malumudur.


Bütün bu farklı uygulamaların ve yaz okullarının hepsine birden tavsiye niteliğinde bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyorum.


Gazeteleri, televizyonları, internet haber medyasını takip edenler haberlerin yoğunlaştığı bir alanı farketmişlerdir. Son yıllarda gündemimizden düşmeyen bir sorunumuz var: ŞİDDET.


Şiddetin, şiddete meyletmenin birçok dinamiği, birçok sebebi ve disiplinlerarası çözümleri olmalıdır. Belki birçok bilimsel araştırmaya konu olmuş ve daha da araştırmalar devam edecektir.


Ben yine kendi zav,yemden bir soru sorarak eğitimciler olarak şiddeti önlemek için neler yapabileceğimizi ve yaz okullarını bir fırsat olarak değerlendirip nasıl çalışmalar yürütebileceğimize dikkatleri çekmek istiyorum.


Batılı bilim adamları “şiddet”in, daha geniş anlamıyla “kötülüğün” insanın mayasında olduğunu, içgüdülerinde olduğunu savunagelmişlerdir. Birçok psikolojik araştırma vardır bu konuda. Özellikle Hitler Almanyasında görülen “Holocost”u izah eden temel önerme şudur: “İnsanlar emir alarak yaptıklarında emre itaat etmek üzere en insanlık dışı zulümleri yaparlar.”


Bu tek başına çevremizde gördüğümüz tüm şiddet olaylarını izah etmez tabii ki. Ama bu önermenin de temeline indiğimizde “sorumluluk” duygusunun başkasına yüklenmesi durumunda insanın her şeyi yapabileceği sonucuna ulaşırız. O halde herkesin kendi fiillerinin sorumluluğunu taşıyacağı ve karşılığında ceza veya mükafatını alacağı düşüncesi ve inancı büyük bir kontrol mekanizması olabilir.


İkinci önemli nokta bir suçun gizli olarak yapılması durumlarında kişi eğer suçun gizli kalacağına, amiyane tabirle yanına kar kalacağını düşünüyorsa hiç düşünmeden çıkarı için, zevk için, kin sebebiyle veya psikolojik sorunlarından dolayı rahatça suç işleyebilir, işkence yapabilir, şiddete başvurabilir.


Bir diğer ana sebep, güç göstermek, diş geçirmek, öne geçme hırsından dolayı insanlar bir diğerine saldırabilir, zarar verebilir ve bu maksatla şiddete başvurabilir.


EĞİTİMCİLER NE YAPMALI?


Gerek dünyada gerek ülkemizde artan şiddet olayları kimi zaman katliam seviyesine ulaşınca birçok uzman “Karakter Eğitimi”ni gündeme getirdi. Sorunun temeline inmek ve uzun vadeli çözüm geliştirmek adına bu büyük bir önem taşımaktadır.


Karakter eğitimi; atalarımızın tabiri ile çocuklarımızın terbiyesidir aslında. Herkes tarafından kabul gören temel değerleri çocuklara davranış olarak kazandırmayı hedefleyen karakter eğitimi bir öğretim değil gerçek bir eğitim metodudur.


İşin bilimsel tarafına girmeden kısaca ifade edersek karakter eğitimi sayesinde çocuklarımızda ne tür davranış değişiklikleri yapılabileceğine bakalım. Tabii buradaki “DEĞERLER” kısmının belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Farklı kültürlerde ve dinlerde farklı noktalar olmakla birlikte tüm insanlık tarafından kabul edilecek “değerler” seçildiğinde hiş kimsenin itirazı olmaz.


Dürüstlük, sorumluluk bilinci, iyilikseverlik, saygı, sevgi, yalan söylememek, çalışkanlık, temizlik, titizlik, güzel konuşma, okuma alışkanlığı edinme


DÜRÜSTLÜK


Doğru sözlü olmak


Yalan söylememek


Zamana ve dakik olmaya dikkat etmek


SORUMLULUK BİLİNCİ


Söz verdiğinde sözünde durmak


Emanete sahip çıkmak


Görevini tam ve eksiksiz yapmak


Ailesine karşı sorumluluklar


Komşularına ve çevresine karşı sorumluluklar


Ülkesine karşı sorumluluklar


İYİLİK


İhtiyaç sahiplerine iyilikte bulunmak


İyi işler yapmak


Kötülükten uzak durmak


Paylaşmayı bilmek


Fedakarlık yapabilmek


SAYGI


Diğer insanlara saygı


Hukuka saygı, hakkına razı olmak


Doğaya ve çevreye saygı


Yaratanına saygı


KÜLTÜRLÜLÜK


Bilgiye önem vermek ve okumak


Kibar ve nazik davranış


Sorunlarını ifade etme becerisi


Sorunlarını meşru yollarla çözebilme becerisi


GÜVEN


Devletine ve yasalara güven duygusu


Sevdiklerine ve saydıklarına güven



Bu sistematik içinde üzerinde tartışılarak geliştirilebilecek olan bu karakter haritası eğitimciler tarafından oluşturulmalı, üzerinde mutabık kalınmalı ve her bir davranışı yerleştirmek için ne tür eğitimler yapılacağı ince ince tasarlanmalıdır.


Bu karakterlerden hayati öneme sahip ve özellikle konumuzla ilgili olanlarına bakalım. Yukarıda belirttiğimiz gibi şiddete karşı ilaç olacak olan temel karakterler sorumluluk bilinci ve saygıdır.


Özellikle büyük şehirlerimizde neredeyse her sokak başına konan güvenlik kameralarını bilmeyen yoktur. Mobese tabir edilen bu sistem sayesinde cadde ve sokaklar sürekli kaydedilmektedir. Özel kurumların girişleri, bahçeleri, koridorları kimi zaman odaları bile kameralarla donatılmakta ve 24 saat kayıt yapmaktadırlar. Mobese sistemi 24 saat kaydedilmekte ama 24 saat her bir kameranın başında onu izleyen bir kişi bulunmamaktadır. Bankalarda her yer kamera ile izlenmekte ve kaydedilmektedir. Ancak suç işleyecek olan kişi yüzünü saklayarak bu kameralardan kurtulabileceğini planlamakta ve kimi zaman da kurtulmaktadırlar.


Düşünün ki kendi eviniz dahil olmak üzere her yer ve her köşe gizli kameralarla dolu. Hatta bu kameralardan kaçmak için yüzünüzü saklamanız v.s. de imkansızdır. teknik olark nasıl olabilir bu? Sizin yüzünüzü saklamak için göstereceğiniz çaba da öncesi ve sonrası ile başka başka kameralar tarafından görüntülenmekte ve kaydedilmektedir. O zaman kameralardan kaçabilir misiniz?


Microsoft’un PhotoSynth diye bir uygulaması var, fotoğrafları tanıyıp aynı yeri gösteren fotoğrafları birleştirmektedir. aynı uygulamanın kamera görüntüleri için olduğunu ve gelişmiş olduğunu düşünün. Kaçmak isteyen için sığınacağı ve şansını deneyeceği bir nokta kalıyor. Şans eseri kaydın bozulması, gözden kaçması v.s. Kaydeden ortam da sınırsız ve her türlü tedbir alınmış olsun. Kaydın silinmesi, elektrik kesilmesi diye birşey sözkonusu olmasın. Ve kaydeden bilgisayarın yerini kimse bilmesin, bilmediği için durdurma, zarar verme ihtimali de olmasın.


Daha bitmedi, bu kameralar ve bu kamera sistemini kullanan bilgisayarlar insan yüzlerini ve vücutlarını tanısın, suçluyu taip etsin, herkesin kendi kaydını kendi dosyasına kesintisiz bir şekilde kaydetsin. Kalabalıkta veya yalnızken her anını kaydetsin. Hatta biraz daha abartalım, kalbinden geçeni de bilsin ve onu da kaydetsin.


Şimdi içinizden bazıları özel hayat, mahremiyet v.s. diyecekler. Korkmayın ben böyle bir sistem kurulmasını önermiyorum, istemiyorum. hatta mevcut mobese kameralarını bile tasvip etmiyorum ve çözüm olarak görmüyorum.


Encak yukarıda sözünü ettiğim sistem benim bilmediğim daha karmaşık ve kompleks yapısı ile şu anda var ve kulanılıyor. Müslümanların inancına göre aynen her davranışımız kaydedilmekte ve “Hesap Günü” dediğimiz ahiret gününde cezası ve mükafatı mutlaka verilecek. Bir kısmı hesap gününe kalmadan bu dünyada da cezasını bulmaktadır.


Böyle bir inanca sahip olan bir insan suç işler mi?


Suça meyleden insanların bir kısmı da hukuk sistemine olan güvensizliklerinden, mahkemeye gittiğinde sonuç alınmayacağından yola çıkarak kendince biçtiği cezayı karşı tarafa uygulamak için cinayet işlemekte, işkence yapmakta, şiddet uygulamaktadır. Ya da hırsızlık yaparken, zimmetine mal geçirirken mahkemeye düşse bile kendince kılıflar bulupsavunarak, birilerini rüşvet ile satın alarak, güç ve nüfuzunu kullanarak mahkemenein cezasından kurtulacağını düşünmekte hatta çoğu zaman bütün bunları düzenleyip gerekli tedbiri aldıktan sonra emeline ulaşmak için plan yapmaktadır.


Düşünün ki bir mahkeme var verdiği her karar tartışılmayacak şekilde herkesçe kabul görüyor. Mahkeme heyetinin yanlış karar verme ihtimali sıfır. Yasalar tartışma kabul etmeyecek şekilde. ve siz bu mahkemeden yırtma ihtimali olmadığını biliyorsunuz. O zaman suç işler misiniz?


Bütün bunlara önyargılı yaklaşak ve tartışacak olan başka din mensupları veya dinden uzak insanlar olabilir. Varsayalım ki onların dediği gibi İslam insanlar tarafından (haşa) uydurulmuş dogmalar bütünü olsun.


İslamın sadece akaid kısmının bile toplumun huzuru ve asayişi, hukuk sistemi üzerinde ne kadar etkili olduğunu anlatmaya çalıştım aslında.


“Allaha ve Ahiret Günününe İnanan” bir insan “Allahın her yerde hazır ve nazır olduğunu ve her davranışımızı görüp gözetlediğini” ve “Zerre miktarı iyiliğin de , zerre miktarı kötülüğün de karşılıksız kalmayacağı” bir Ahiret ve Hesap Günü”nün varlığına inanan bir insan nasıl süç işler nasıl başka bir insana veya mala zarar verir.


“Müslüman” kimliğini teröre bulaştıranları hiç konuşmaya gerek yok. Terör ve masum insanlara zarar vermek, mahkemesiz infaz İslam adına da yapılsa, Yahudilik adına da yapılsa, Naziler adına da yapılsa aynı kefededir ve kabul edilemez.


İslam’ın “Cihad” kavramını terör gibi gösterenlere çok kısa cevap: Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş Savaşı, Fatih’in İstanbulu Fethi terör ve şiddet değil bizzat cihaddır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir