Yeni Bir Türk Kimliği Doğuyor

22 Temmuz seçimleri Türkiye’de taşları yerinden oynattı. Yerinden oynayan taşların hangi yuvaya yerleşeceği ve bunların Türkiye’ye etkisi merakla bekleniyor.

Bekleyenler sadece Türkiye’de yaşayanlar değil, aynı zamanda yurtdışında, Türkiye’yi yakından takip eden uzmanlar da bu süreci yakından takip ediyor. Bu uzmanlardan, İngiltere Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Türkiye ve Avrupa Birliği uzmanı Fadi Hakura ve Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Henry J. Barkey ile seçim sonuçlarını ve muhtemel gelişmeleri konuştuk.

22 Temmuz seçiminin sonuçlarını nasıl okumalıyız?

Barkey: Bu seçimler Türkiye’de demokrasinin perçinlenmesinde büyük bir adım. Aynı zamanda anti-demokratik, ama kendisine laik diyenler için çok büyük bir başarısızlık. Türkiye’nin iki güçlü partiye ihtiyacı var. Sol’un işi her zaman zor olmuştur. Çünkü Türk halkı genellikle muhafazakârlığıyla tanınır. İki partiden biri şimdi belli, AKP. Yani ortanın sağı belli. Ortanın solu belli değil. Baykal ve CHP ileri gelenleri maalesef kendilerinden bekleneni yapamadılar ve muhakkak çekilmeleri şart. Yoksa, Türkiye için muhalefetsiz bir iktidar iyi bir şey değil. Partiler seçim kazanarak iktidar olmak için kurulmuş sosyal kurumlardır. CHP’nin artık seçim kazanmak gibi bir iddiası kalmadı. İktidara gelmenin yolu seçimlerde halka hitap etmekle olur. Askerlerle koalisyon kurup iktidara gelmeye çalışmak ya da kriz üretip askerleri politikaya çekmeye çalışmak, bir partinin işi değildir. Sayın Onur Öymen’in yaptığı gibi, seçimi kaybettikten sonra halkı suçlamak demokraside kabullenilebilecek bir olgu değil. Mesuliyet diye bir kavram var. Başarısızlığın faturası istifadır. Bütün gelişmiş ülkelerde bunu görüyoruz da Türkiye neden istisna olsun? AKP’nin başarısını dikkatli okumak gerek. 1954’ten beri ilk defa bir iktidar partisi seçimleri kazanırken oylarını artırmayı başardı. İkincisi yüzde 47’lik oy oranı yabana atılacak bir şey değil. 1965 seçimlerinde Adalet Partisi yüzde 53,5 kadar bir oy topladı yanılmıyorsam, o zamandan beri alınan en iyi sonuç bu. Üstelik, Tunceli hariç Türkiye’nin bütün illerinden milletvekili çıkardı AKP. Bu tarihî bir seçim. Tek dikkate alınması gereken unsur burada şu: Eğer AKP’nin karşısında ciddi bir muhalefet partisi olsaydı bu kadar büyük bir başarı elde edebilir miydi? Bence zorlanarak da olsa yine kazanacaktı. CHP’nin ve Baykal’ın yetersizliği AKP’ye yaradı burada.
Türk demokrasisi perçinlendi

Hakura: Bu seçimde liberal İslam ve liberal laikliğin zaferine tanık olduk. Bakın Türk milletinin laiklikle bir sorunu yok. Bu durum TESEV’in bir araştırmasıyla da tespit edilmişti. Buna göre giderek daha çok Türk kendini İslam ile tanımlıyor; ama aynı zamanda tüm ülke genelinde laikliğe dönük destek de artıyor. Neredeyse yüzde 90 civarında. Bu insanlar aynı kişiler. Bu sonuç bize modernleştirici İslam ile liberal laiklik arasında bir iç içe geçme olduğunu gösteriyor. AKP de bunun en somut örneği. Bu seçimin bir diğer önemli sonucu da AKP’nin Güneydoğu’da aldığı oylar. Neredeyse oylarını ikiye katladı.

Sizce neden?

Hakura: Birçok sebep var. Özellikle hızlı şehirleşme, ağalık sistemindeki gevşeme, daha doğrusu aşiret ilişkilerindeki çözülme. Ama aynı zamanda çift taraflı şiddet sarmalından bıktı Kürtler. Hem PKK’nın şiddetinden hem de devletin buna verdiği tepkiden.

İyi de AKP’nin bu gelişmelerde ne payı oldu?

Hakura: 2005 Ağustos’unu unutmayın. Başbakan Erdoğan Diyarbakır’da Kürt sorunu realitesini ve devletin geçmişte yanlışlıklar yaptığını kabul etmişti. Ama gerisi gelmedi. Çünkü o andan itibaren tüm ilgi cumhurbaşkanlığı seçimlerine yöneltildi. Aynı zamanda milliyetçileri ve devletin kurumsal dengeleri rahatsız etmeme güdüsü de vardı bu tutumda. Öte yandan, istenen seviyede olmasa da, bölgede yaşayanlar açısından sosyo ekonomik iyileşmeler de görüldü. Okullar, daha iyi bir altyapı, sağlık hizmetleri vb. Ve bir önemli etken de, AKP’nin sınır ötesi operasyon çağrılarına kulaklarını kapamasıydı. AKP, milliyetçiler ve ordu karşısında önemli bir bariyer rolü oynadı. Ve bunların karşılığını aldı da.

O halde cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bu konuda daha somut adımlar mı bekliyorsunuz?

Hakura: Evet. Erdoğan’ın seçimlerden hemen önce Reuters’a verdiği demeci hatırlayın. Kendisi de reform sürecinin hız kestiğini kabul etmiş, seçimlerden hemen sonra tam gaz sürece asılacaklarını söylemişti. Aynı zamanda Ertuğrul Günay’ın da Kürt meselesindeki demecine bakın. Sorunun çözümü için eşitlik, daha çok özgürlük, daha iyi bir demokrasi ve insan hakları gibi meselelerin önemine vurgu yapıyor. AKP, şu an bu konularda somut konuşabilen tek büyük parti. CHP ve MHP’ye kalırsa, ki neredeyse aynı söylemdeler, Türkiye’de Kürt sorunu falan yok!
Türkiye’de yeni bir sola ihtiyaç var…

AKP milletvekili, anayasa hukukçusu Zafer Üskül, Anayasa’da yer alan Kemalist ilkelerin tartışılması gerektiğini söyledi.

Hakura: Bakın, Türkiye’de şu an çok radikal bir sosyal dönüşüm yaşanıyor. Bunun sebebi de, vurguladığım gibi, liberal laiklikle liberal İslam’ın kucaklaşmasıdır. Diğer bir deyişle Türk’üyle, Kürt’üyle Türkiye’de yaşayanlar, hem dindar hem de laik olmaktan memnunlar. Bir sıkıntıları yok bununla ilgili. Türkiye’deki din ihtiyacı, kendini değiştiriyor, modernleştiriyor ve aynı zamanda laikleştiriyor da. Bu kucaklaşan iki akımdan hareket ederek ılımlı milliyetçiliğin de, modern İslam ve liberal laiklikle kucaklaştığını söyleyebilirim. Buradan hareketle yeni bir Türk kimliği doğduğu tespitini de yapabiliriz. Bu akımları, inançları ya da ne derseniz artık, birbirlerine zıt bloklar olarak değil, birbirini tamamlayan parçalar olarak görmelisiniz. Türkiye’deki atmosfer, bu türden meselelerin tartışılması için çok ideal.

Bu tanımladığınız yeni kimlikte solu göremiyoruz; sol nerede?

Hakura: Sol demişken CHP ile ilgili, Türk basınında yapılan bir hatayı düzeltmek isterim. Medya CHP’nin oylarını, 2002 seçimlerine oranla yüzde 1 artırdığını söylüyor. Bu doğru değil. CHP ve DSP o seçimde ayrı ayrı yarışmışlar ve toplamda 21,60 oy almışlardı. İttifak olarak girdikleri bu seçimlerde ulaştıkları oransa yüzde 20,80. CHP’nin aslında bir puanlık bir kaybı söz konusu. Tabii bunlar detay. Ama muhafazakâr sol, sertlik yanlısı laiklikle ilgili söyleminde ısrarcı olmaya, 1960-70’lerin eski ideolojik kalıplarına sarılmaya devam eder ve Türkiye’nin değişen sosyal dinamiklerini göz önünde bulundurmaz oylarındaki erimenin devamı kaçınılmaz görünüyor.

CHP lideri Deniz Baykal da Kemalizm’in ilkelerine dönük tartışma önerisine tepki gösterdi. Bu durumda bir söylem değişikliğini mümkün görüyor musunuz?

Hakura: Eğer aynı şekilde devam edeceklerse, ki öyle görünüyor; çünkü Deniz Baykal istifa etmeyi reddetti, Hikmet Çetin ya da Mustafa Sarıgül gibi isimler onu partiden uzaklaştırabilecek kadar güçlü değiller. Özetle, CHP ya da bir başka sol parti bu katı laik retoriği devam ettirirse, bundan asıl kazançlı çıkan, son seçimde olduğu gibi MHP olur. Zira oranlar MHP’nin İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde CHP’den yüzde 0,5 oy kaptığını gösteriyor. Diğer bir deyişle CHP’nin ideolojik oryantasyonu değişmezse, ılımlı laik oylar AKP ve MHP’ye akmaya devam edecek.

Bu seçim sonuçlarından sonra Türkiye’deki sivil siyasete askerî müdahale şansı kalmadı denilebilir mi?

Barkey: Tabii ki bu arada askerler için büyük bir başarısızlık bu. Bence CHP’nin kabiliyetsizliği onları politikanın içine çekti. Zaten bir yerde Türkiye’nin talihsizliği de bu, muhalefet yapamayanlar sırtlarını askere dayıyor. Asker burada büyük bir hata yaptı ve sürece müdahale etti. Tarzı her ne kadar modern olsa da (e-muhtıra) yine de dikkatlice okunduğu zaman bunun aslında çok acemice yazıldığını görüyorsunuz. Sanki bir stratejileri yokmuş gibi kaleme alınan ve son dakikada yazılan bir müsveddenin sızması gibi. ’Biz yazdıktan sonra ciddiye alınır’ düşüncesiyle yazılmış. Dolayısıyla kısa vadede amacına ulaşmışsa da, orta vadede seçimlerde geri teptiğini gördük. Bence ileride TSK’nın kendisini yıpratmamak için daha temkinli davranması gerekecek. Bu da Türkiye’de demokrasinin perçinlenmesi açısından önemli bir gelişme. Doğru dürüst muhalefet olursa, ileride böyle krizlere şahit olmayız.

Hakura: Bu sonuçlar hiç şüphe yok ki, 27 Nisan muhtırasına karşı verilmiş sivil bir muhtıra. Kanımca Türk ordusu kendini halkın kurumu olarak ya da en azından halka en yakın kurum olarak görüyor. Halkın bu yaklaşımını ciddiyetle değerlendireceklerdir.

Yani bir müdahale olmaz artık mı demek istiyorsunuz?

Hakura: Hayır, hiç kimse buna garanti veremez. Ama yine de koşullar değişti. Askerler seçim sonuçlarını hazmetme sürecindeler, aynı zamanda Türkiye’deki dinamikler de hızla değişiyor. 90’lara bakarsanız Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırım yılda 800 milyon-1milyar dolar civarındaydı. Bu rakam yıllık 20 milyar dolara ulaşmış durumda. Türkiye artık uluslararası pazarlarla iç içe. Ne oldu muhtıranın yayınlandığı gün? Yabancı yatırımcılar nasıl tepki verdi? Borsa bir iki günde yüzde 7 değer kaybetti. Türk Lirası sarsıldı. Tüm bunların halkın ekonomik refahı üzerinde etkisi var. Artık içerik değişti, Türkiye eskisi gibi dünyadan izole olmuş bir ülke değil. Tabii bunda AB üyeliği hedefinin de payı var. Tüm bu değişiklikler, askerî müdahale ihtimalini çok zayıflatıyor; ama tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz.
Gül, Türkiye’yi en iyi temsil edecek aday

Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda sinyaller verdi. Bu yeni bir siyasî kriz doğurabilir mi?

Hakura: Abdullah Gül, hem Avrupa başkentlerinde hem de Amerika’da çok saygı gören ve dikkate alınan bir diplomat. Seçim sonuçları da AKP’nin Gül’ün adaylığı konusunda takındığı tavrın haklılığını gösteriyor. Devlet Bahçeli de oylamalara katılacaklarını; ama Gül’ün aday olması ya da olmamasının kendilerini ilgilendirmediğini söyledi. Sanırım AKP ilk etapta Gül’ün adaylığının fizibilitesini görmeye çalışacak. Eğer askeriyeden yine büyük bir tepki geleceğini ve yeni bir siyasi kriz çıkacağını hissederlerse, bu tür bir yüzleşmekden kaçınıp, AKP içerisinden daha kabul edilebilir başka bir adayla yollarına devam edebilirler.

Gül’ün adaylığının yeni bir politik kriz çıkartmayacağını da söyleyemiyorsunuz sanırım…

Hakura: Tabii ki yeni ortaya çıkan koşullar altında böylesi bir kriz ihtimali düşük; ama yine de tamamen ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Türkiye halen olgunlaşmakta olan bir demokrasi. Sivil kurumlar gelişme evresinde. Bahsettiğim sosyal dönüşüm tamamlanmadı. Bu biraz daha vakit alacak bir süreç; ama 22 Temmuz’da çok büyük bir adım atıldığına şüphe yok. Hiç kimse o gün demokratik olgunluk açısından ne kadar büyük bir iş gerçekleştirildiğini küçümsemesin. Yine de süreç devam ediyor.

Barkey: Cumhurbaşkanlığı seçimleri nazik bir olay. Eğer referandum yapılacaksa Abdullah Bey’in onun sonuçlarını beklemesinde yarar vardır diye düşünüyorum. Mademki meydanlar beni istiyor diyor, o zaman halkın karşısına çıkar. Öte yandan, cumhurbaşkanını seçmek AKP’nin hakkıdır ve partisi isterse Abdullah Bey’in hakkıdır. Cumhurbaşkanını halkın seçmesini Türkiye için olumlu bulmuyorum. Bunun kişilerle ilgisi yok. Seçmen karşısına çıkacak olan adaylar ne diyerek, ne söz vererek oy toplamaya çalışacak? Mesele şu: Cumhurbaşkanının görevleri oldukça sınırlı; daha iyi bir hayat seviyesi, daha iyi eğitim ya da sağlık hizmetleri gibi vaatlerde bulunamaz. Meydana çıkacak adayın hükümete karşı politikalar da dile getirmesi beklenir. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasında bir çatışma dinamiği kurulmuş olacak. Üstelik aday cumhurbaşkanı olduktan sonra, hükümet ya da başbakanla arasında doğal olarak çıkacak ayrışmalarda, başbakana ’beni bütün Türk halkı seçti, sizi bir vilayetin seçmenleri seçti, benim sözüm daha geçerlidir’ diyebilecektir. Bu, uzlaşmayı azaltır. Böyle bir anayasa değişikliğini iyice tartışmak gerekirdi; ama ok yaydan çıktı bir kez.

AB’nin bundan sonraki süreçte rolü ne olabilir?

Hakura: Sosyal, demokratik ve politik değişimler üyelik sürecinden çok önce başlamıştı zaten. Her halükârda AB süreci tüm bunlar açısından kritik bir önem taşıyor. Özellikle de sivil-asker ilişkilerinde, Kürtler için dil ve yayın haklarında, Ceza Kanunu’nun değiştirilmesinde, kadınların durumlarının iyileştirilmesinde, namus cinayetleri gibi meselelerde, AB önemli bir katalizör. Süreci destekliyor, hızlandırıyor, hem siyasiler hem bürokratlar hem de kurumlar açısından bir disiplin sağlıyor, örnek teşkil ediyor. Ama bu değişimlerin mimarı değil, sadece yol arkadaşı diyelim. Dönüşüm ve değişimleri başlatan ülkenin iç dinamikleri.

Birçok siyasi yorumcu, AKP’nin yaptıklarından dolayı değil, savunduğu değerlerden, demokrasi yanlısı bir tutum almasından dolayı bu kadar yüksek oy aldığında hemfikir. Peki AKP neyi yapamadı?

Hakura: AKP’nin en büyük hatası, 2004 Aralık’ından sonra reform sürecini askıya alarak daha milliyetçi ve dinî bir söylem tarzı benimsemesi oldu. Bazıları AKP’nin kendi tabanını da memnun etmek zorunda olduğunu söylüyor. Oysa tüm seçmen araştırmaları seçmenin sanılandan çok daha pragmatik olduğunu gösteriyor. İslam, laiklik ve milliyetçiliği harman eden yeni bir kimlik var Türkiye’de. Bu bir Türk fenomeni. Eğer AKP reform sürecini yeniden canlandırabilirse, bu kimlik gelişmeye devam edecek. AKP’nin bu kadar destek almasının sebebi bu değişimi besleyerek halka politik, demokratik ve sosyal kazanımlar sunması; yoksa başörtüsü ya da milliyetçi söylem gibi konular değil. Sadece AKP değil, hangi parti bunu yaparsa, karşılığını alır.

RÖPORTAJ: ALİ ÇİMEN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir