YENİ DÜNYANIN GERÇEK SAHİPLERİ

Aşkı tanıdığında yaratıcıyı da tanırsın
Fox kabilesi atasözü

Hani hep bulutların üzerine çıkmayı isterdim ya, işte öyle başladı yolculuğum. Kar gibi bembeyaz bulut tarlalarında gittim saatlerce. Yukarıda güneş olanca kudreti ile ışığını gönderirken saatlerce günü yakalamak istercesine güneşin peşinden koştuk.
Alışık olmadığımız bir kültür, alışık olmadığımız bir yaşam ve iklimle beraberdim artık. Memleketimde hasret kaldığım yağmur burada Nuh tufanı gibi ortalığı birbirine katarken yinede özlemini çektiğim İstanbul vardı aklımda.

Her yer yeşilin türlüsü ile kaplı, yüzyıllık ağaçlar ile bezenmişti şehir. İşin en garibi de etrafta bir dağ değil bir tepe bir tümseğin bile olmayışı idi. Ah nerede benim 7 tepeli o görkemli İstanbul’um demekten kendimi alamadım. Her şey o kadar simetrik o kadar düzenle planlanmış ki o sistemin içinde biran Eminönü’mü, Mahmutpaşa’mın o kargaşasını düşünüp iç çekmekten de geri kalmadım.

Hiçbir kültüre sahip olmayan bu Yenidünya insanları ne yaparlardı burada ne ile vakit geçirirlerdi? Ne bir mutfak kültürleri ne bir el sanatları nede kendilerini ifade edebilecekleri bir uğraşları olmayan insanların yaşadıkları topraklarda eski sahiplerini nasılda yok ettikleri aklıma geldi birden.

Onları çocukluğumuzda filmlerde seyrederdik ve çok severdik. İngiliz askerlerine karşı hep Kızılderililerin tarafını tutar, Oturan boğa, Ayakta Duran Ayının bilge sözlerine hayran kalırdık. Ata binişleri, üzerlerine giydikleri süslü giysileri, bir kuş kadar özgürlüklerine düşkün olmaları etkilerdi bizi.
Neydi bizi onlara bu kadar yakın kılan şey.

“Soruyu yüreğinden sor, cevap da yüreğinden gelecektir”
Omaha Kabilesi atasözü.

Neden kendimize bu kadar yakın hissederdik onları. Adalet duyguları, Ulu bilgeleri, töreleri, gelenekleri, görenekleri, el sanatları, otacıları ile belki de kendimizi görürdük, kendimizden bir şeyler bulduk onlarda.

“Cevap vermemek en büyük cevaptır aslında”
Chiricahua Kabilesi atasözü

Amerika’da onları altlarında blucin, üstlerinde gömlek ve saçları örgülü olarak sıkça görebilirsiniz. Ama bu sefer ilk defa onları gerçek kimlikleri ile görme imkânım oldu. Müziklerini dinlerken bizim ağıtlarımızı dinliyor gibi hüzünlendim, Oyunlarını görünce Orta Asya Şamanlarını hatırladım ve el sanatları ile o kadar bizden ve bize yakındılar ki.

“İnsanın gözleri bazen öyle şeyleri söyler ki dil onları asla telâffuz edemez”
Crow Kabilesi atasözü

Onlar aslında Amerika’nın gerçek sahipleri, o toprakların o iklimin insanları. Her yerde, her sokakta, her akan suda onların isimleri var ama kendilerinin yerinde artık yeller esiyor. Amerika kültürünün içinde yok olup gitmişler.
Onları gördüğünüzde bunlar Türk olmalı demekten kendinizi alamıyorsunuz. New York Times’in bilim ekinde Amerika’ya ilk ayak basanların Türkler olduğu açıkça yazılmış. Bu konu senelerce araştırılıp sonda DNA testi ile “Y” kromozomlarının Baykal gölü bölgesinde yaşayan Türkler ile aynı olduğu kesinleşmişti. Asya da yaşayan, tenleri hafif bakırımsı, gözleri çekik “Mezafosal” kafa yapısına sahip Amarind’lerin Türklerin ataları olduğu defalarca yazılıp çizilmişti. Konuştukları dillerine bakılınca içinde 400’e yakın Türkçe kelime bulunmaktadır.

Meydanın ortasında rengârenk giysileri ve dairesel yürüyüşleriyle müzik eşliğinde oyunlarını bir sergileyişleri vardı ki, o asil duruşlarına hayran olmamak mümkün değildi. Kurdukları çadırları konik Orta Asya tipi, boyunlarına taktıkları Hilâl şeklindeki taştan yontulmuş “Tork” boncuklu kolyeleri ve boncuklardan örülmüş bilezikleri ve takıları ile Anadolu insanımızla neredeyse birebir aynıydılar.

“Yeryüzü ve ben iki ayrı şey değiliz. Toprak ve ben aynı hamurdanız”
Nes Perce kabilesi atasözü

Aslında onlarla karşılaşmamda Sevgili Saliha’nın büyük rolü olduğunu yazmadan edemeyeceğim. Çünkü her seferinde Bana Amerika’dan Kızılderililerin taktıkları kolyelerden getir diye tutturmasaydı bende onları arayıp bulmayacaktım. Sevgili arkadaşımı kıracak değildim ya…Onun için onları araştırıp buldum ve onca yolu onun istediği bir kolyeyi alabilmek için aştım.

“Yeryüzünün sonuna gittim, suların sonuna gittim, gökyüzünü sonuna gittim, dağların sonuna gittim. Arkadaşım olmayan bir şey bulamadım”
Navajo kabilesi

Onlar gerçekten Türklerin atalarımıydı, Türk boylarında ayrılıp Bering boğazını geçerek Amerika topraklarına yerleşen göçerler miydi?
Türklerin ilk ataları dediğimiz zaman ilk aklımıza gelen iki soy vardır. Biri Ural dağlarında yaşayan Ak Brakisefal soyu ile Sibirya’nın ucunda Baykal gölü Tanrı dağlarına kadar uzanan bölgede yaşayan Amerindlerdir. İşte bu iki soy Türklerin ilk ataları ve aynı zamanda Amerika’ya göç eden göçerlerdir. İşte bu iki soy birbiri ile göçler sırasında büyük bir ihtimalle A
ral gölü civarında karşılaşmışlar, kaynaşıp evlenmeler sonunda yeni bir ırk meydana gelmiş ki bunlara Ön Türkleri oluşturacaktır.

Daha sonra Urallı Alp’ler ile yine bir karşılaşma olacak ve genler durulduğunda İlk Türkler meydana gelecektir. İşte bunlar Hunlar, Uygurlar ve Avarlardır.
Moğollar ise Türklerle çok benzerlik gösterse de Şevey denilen Asya Kızılderilileri olan sarı ve ayrı bir ırktır. Asya’da Türklere yakın yaşadıklarından, giyimlerini, kültürlerini almış ve birçok geleneklerini de Türklerden edinmişlerdir.

Ön Türklerin bir kısmı Mezopotamya’ya göçüp orada insanlığın gerçek ilk medeniyetlerini kuracak ve bunlarda Sümer ismini alacaklardır.
Altay Türkleri kişinin gücünün saçından geldiğine inanırlardı. Bu sebepten hasmının saçını kestiği zaman onun gücünü aldığını düşünürlerdi. Amerikalı Kızılderililerde bu gelenek çok açık bir şekilde görülür.

Bering boğazını geçip Amerika’ya göç edenlerin arasında Yakut Türk’ leri de vardır. Halen “Yakut Kabilesi” ismini taşıyan bir kabile bulunmaktadır.
Onları gördüğümde yabancı bir ülkede kendi yandaşlarımı gördüğüm hissine kapıldım. Zaten Türklere has güler yüzlülükleri ve samimiyetleri ile öylesine cana yakın ve şirindiler ki. O gün Amerika’da geçirdiğim günlerden en renklisi ve en bereketlisiydi. Keşke dedim “Cilbayak” (baharın gelişini kutlama beklide bizdeki hıdrellez) bayramında burada olma imkânım olsaydı. Gösterileri gün boyunca sürdü, tamtamları ve acı acı çığlıkları hiç susmadı ama benim veda saatim çoktan gelmişti. Oradan ayrılırken içimde hem bir sevinç hem de ayrılığın verdiği garip bir hüzün vardı.

“Ağlamaktan korkma, zihne acı veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir”
Hopi Kabilesi

İşte böyleydi Yenidünyanın ilk sahipleri. Amerika’ya değer katan ve kültür denildiğinde akla ilk gelen onlardı. Yok olmuş ama unutulmamış, oralara gelenlerin ilk aradıkları onlardı. İnançları, gururları, baş eğmezlikleri bitmiş yerini o çarkın bir parçası olma duygusuna bırakmıştı.

Ne kadar önemliydi bir ulusun onuru. Ve bunu bilerek gelecek nesillerimize öğreterek o baş eğmezlik ile yaşayabilmek ne büyük bir nimetti. Özgürlüğü olmayan bir millet neye sahip olabilirdi ki. Üzerimizdeki nimete şükrederken dilimde de Rabbimin bunu daim kılması için duam vardı.

“Nimet de külfet de yüce ruhun elindedir. Bazen onun külfeti bizi nimetinden daha fazla akıllandırır”
Sioux kabilesi atasözü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir