YENİ KAPI

Saat sabahın 6.30’u


Soluk soluğa Yeni Kapıya doğru vapura yetişmek için koşturuyorum. Birazdan Bandırma vapuru düdüğünü çalarak Yeni Kapı iskelesinden uzaklaşacak. Bu güzel havada sakin sularda yunuslarla yarışarak yol alacağız. Ve 2 saat sonra vapur Bandırma iskelesine yanaşacak. Oysa bundan birkaç sene önce bu 2 saatlik yol saatler sürerdi.


Şimdi Yeni kapı İskelesi bizler için gerçekten yeni bir kapının yolunu açtı. Aynı, seneler öncesi buradan açılan yeni bir kapı gibi.



Etrafı surlarla çevrili olan İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet fethe ederken yanındaki 77 evliya, 77 kapının önünde gelerek Allahın ilahi kudretinin tecellisi ile buradan içeri girerler. Her kapıya ya o evliyanın ismi ya da o semt ile ilgili bir hikâyenin ismi verilerek ölümsüzleştirilir. İşte “Oduncu Baba“nın girdiği “Odun Kapısı“, “Molla Fenari”‘nin “Fenari Kapısı“, “Şeyh Zindani“nin “Zindan Kapısı“, Horoz Dede nin “Horoz Kapısı”,Cibali Baba“nın “Cibali Kapısı” gibi günümüze kadar gelen aynı isimlerle anılmıştır.



Azepler Kışlasından gelen Azep Kapı, Silivrikapı, Altın Kapı, Mevlevi hanenin olduğu “Mevlana Kapı” Edirne Kapı, Eğri Kapı, Eyüp el- Ensari Kapısı, Bahçe Kapı, Top Kapı, Çatladı Kapı, Demirkapı gibi .


Bir de Yeni Kapı vardır ki hikâyesi mutlaka bilinmesi gerekir.


Yeni Kapı dense de hikâyesi o kadar da yeni değildir.



Zaman 4. Murat zamanıdır.



Allahın yasak ettikleri kanunen yasak edilmiş, yani içki, tütün, afyon, fal bakmak devrin Padişahı tarafından yasaklanmıştır. Ülkede bütün meyhaneler kapatılmış, buralara gizli ve açıktan girmek tamamen engellenmiştir.


Üstelik de Padişah tebdili kıyafet yaparak şehrin her yerini denetlemektedir. Emre uymayanların cezaları da çok ağır bir şekilde verilmektedir.



Günlerden bir gün Sultan tebdil-i kıyafet yaparak Şehre iner. Karşıya geçmek için bir kayık kiralar.


Kim bilir bu gün nelere şahit olacak, neler görecek, emirlerine itaat edilip edilmediğini anlayacaktır. O bir sultandır ama onu bu kıyafeti ile tanımak imkânsızdır. Hele sandalına bindiği şu kürek çeken yaşlının onu tanıması mümkün değildir.


Sultanı sandalına alan sandalcı karşıya geçmek için küreklerine asılır. Tam yarı yola geldiklerinde sandalcı sandala bağlı bir ipi denizden çekerek ipin ucundaki testiyi kayığın içine alır. Sultan bunu görünce sorar.


“O testinin içinde ne var


“Ne olacak şarap var“.


4. Murat içkiyi ve tütünü yasaklamasına karşın kendiside tam bir alkol ve tütün bağımlısıdır. Sandalcı testisini kucağına alır ve sultana bir bardak ikram etmek üzere uzatır. Bunun üzerine Sultan,


“Sende ki de doğrusu iyi cesaret” der. “Sultanın alkolü yasak ettiğini yoksa bilmiyor musun? Seni görürse kelleni uçurur“.


“Hadi oradan” der sandalcı, “denizin ortasında bizi nereden görecek“.


Biraz daha kayıkla yol aldıktan sonra sandalcı teknesinin tahtalarının arasından afyon çıkartıp sarar ve içmeye başlar. Bir yandan da sultana ikram etmeyi ihmal etmez.
Sultan yine kendisini ikaz eder. “Hadi canım kim görecek bizi denizin ortasında” diye cevap verir. Aradan biraz daha zaman geçince bu sefer cebinden fal taşlarını çıkartıp ” At bakalım bir akçede senin geleceğine bakayım” der sandalcı. Sultanın sabrı iyice taşmıştır ama biraz daha sabredeyim bakayım daha neler söyleyecek der. Bunca yasağa, bunca ağır cezaya rağmen nasıl tebası bu kadar rahat yasakları çiğneyebilmektedir şaşar.
“Madem fal bakıyorsun söyle bakalım şu an Hünkârın nerededir” der.


Hemen fal taşlarını yere atan sandalcıDenizin ortasındadır efendim der.


“Sakın senin çok yakınında olmasın” der Sultan.


“Yok efendim sizinde gördüğünüz gibi etrafta kimseler yok“.


“O zaman ne yapıyor onu da söyle bakalım”


“Şu an fal baktırıyor”


“Ya senin sandalındaysa ne yapacaksın“?der Sultan.


Bunun üzerine sandalcı durumu anlayarak hemen Hünkârından af diler.


Padişah sandalcıya


“Sana bir soru soracağım, eğer bilirsen seni affedeceğim, bilemezsen kelleni vurduracağım der. Sandalcı çaresiz teklifi kabul eder.


“Söyle bakalım sandalcı ben dönüşte İstanbul’a hangi kapıdan gireceğim?”


“Aman Hünkârım bu nasıl soru ki. Ben size hangi kapı desem siz o zaman başka bir kapıdan gireceksiniz ve bana işte bilemedin diyeceksiniz.


Size şöyle bir şey teklif etsem, Gireceğiniz kapının ismini kâğıda yazsam ve siz bunu hiç açmasanız. Ancak kapıdan girdikten sonra açsanız olmaz mı”?



Bu teklif Padişahında hoşuna gider, yaz bakalım der. Sandalcı hemen kâğıda bir isim yazarak kâğıdı katlar ve Padişaha teslim eder. Padişah kâğıdı muhafızına verdikten sonra hemen surlardan yeni bir kapı açılmasını emreder ve İstanbul’a oradan gireceğini bildirir.


Emir hemen yerine getirilir, surlardan bir delik açılır ve Sultan oradan geçtikten sonra hemen muhafızından kâğıdı okumasını emreder. Mektup açılır içinden şu satırlar dökülür.


“Hünkârım Yeni Kapınız millete hayırlı olsun”


Bir rivayete göre Sultan Murat kâğıdı okumadan sandalcının kellesini vurdurmuş ki bir daha emre itaat etmeyene ibret olsun diye. Bir rivayete göre ise sözünde durup sandalcıyı bağışladığı anlatılır.



Doğrusunu yalnızca Allah bilir.”



Vapura son anda yetişmenin heyecanını yaşarken bir yerden de yerime yerleşiyordum. İstanbul’un o muhteşem silüeti denizden nasılda güzel görünüyordu. İşte Yeni kapıdan şimdi yeni ufuklara doğru seyre çıkıyordum. Güneş ışığını yeni yeni şehre indirirken canlı mahlûkata yeni günde Yeni Kapılar açılıyordu. Sabah erken kalkanlar rızkları topluyor, herkes kendi rızkını kendi elleri ile kazanıyordu. Henüz Yunusları görememiştim.


Yeni kapı gözlerimin önünden giderek uzaklaşıyor sonra silikleşiyor ve kayboluyordu. İşte bazen her şey o kadar yakınımızda olmasına rağmen bizden uzaklaşıp gidiverir. Onun uzaklaştığını göre göre seyredip dururuz, sadece geçmişi düşünmekle kalırız. İşte şu an böyle bir andı.


Geminin penceresinden kıyı yavaş yavaş kaybolurken gözüme camdan kendimi gördüm.


Kendi yüzümdü camdan bana akseden. Benim gibi gülüyor, bana bakıyordu.



İşte Allahın öyle kulları vardır ki onlar aynı ayna misali insanlara kendini gösterirler, onlara ayna tutarlar. Onlarda gördüğünüz her şey aslında kendi suretinizdir. Siz gülerseniz güler, siz kızarsanız kızar, siz ne yaparsanız onda kendinizi seyredersiniz.


Orada içkiyi içen sandalcımıydı acaba diye düşündüm. Yoksa Padişahına ayna tutan bir velimi? Belki de ona kendi amelini gösteren bir vazifeli. İşte sen busun, bana bak ve bende kendini seyret. Beni beğeniyorsan kendini de beğen. Yok beğenmiyorsan o zaman sen değiş diyen bir görevli. Kelle onun umurunda mı ki. O sadece insanlara yolunu buldurmaya odaklamıştır kendini.


Sultan Murat’a ayna tutarak kendisini gösterdiğinden belki de haberdar bile değildi. Sultanın orada gördüğü kendisiydi, kendi ameliydi sandalcıda seyrettiği. Sonunda da kerametini gördüğünde aldığı cevap yine hayırdı. Çünkü “Yeni Kapınız Millete Hayırlı Olsun” diyerek duasını işte bu günlere ulaştırdı. Her an karşımıza çıkan sandalcılar olabilir. Belki bu vapurda bile kaç tane ayna, kaç tane görevli vardır.


Her şey bir görüntü, her şey bir aynaysa o zaman dikkat! Görüntümüz güzel olsun.


Demek ki gördüğümüz her şey bizim aynada ki görüntümüz. Ben güzelsem her şey güzel, ben doğruysam her şey doğru, ben mutluysam herkes mutludur.


“Bütün kapılar kapansa da, bir kapı vardır ki o hiç kapanmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir