YERİN DİBİNDEN BAK BANA

Kazıcılar yeryüzünün en nadir cevherini yerin yedi yüz metre altından çıkartmaya çalışıyor aylardır. Otuz üç madenci otuzüçlük bir tespih gibi dönüyor ruhumda aylardır.


Aylardır bir soru kazıyor kalbimi. Burgacından kurtulmak için yakana sarılacağım. Ey madenci! Yerin dibinden bak bana. Kim kimi kurtarıyor? Göçük nerede? Dünya anne olduğunu hatırladı. Göbek bağı kurmaya çalışıyor seninle. İki kaşık yemek bir yudum süt yolluyor sana. Hayatta kal, sakın ölme. Petrol için binlerce insanı diri diri toprağa gömen üvey annen, otuz üç madenciyi petrol gibi çıkartarak topraktan bütün kirlerinden arınacak. Peder, buhurdanlığını salla, görünmesin dünyanın yüzü. Göçük altında kalmış milyonlarca insandan biri olarak sesleniyorum. Rol çalma. Mahsur kalan biziz. Mahsur kalan biziz ve bundan kimsenin haberi yok. Bu yüzden sana sesleniyorum. Yerin yedi yüz metre altından bizi kurtar!


San Jose Madeni’nin altın çocuğu! Kaskındaki lambayla yol göster, düş önüme. Sen galerilerini bilirsin hayatın, ölümün derinliklerini. Tablolarım var manzaralı. Yerin yedi yüz metre altında bir galeri açalım seninle. Martılar uçuşsun karanlıklarda. Bulaşsın kayalara yelkenin beyazı. Bulutlar da var, aylardır görmediğin, salkım saçak. Her an yeni bir resim çizen. Ağaçlar evet, şeftali ağaçları, yapraklarında yarım güneşler, daha ne olsun! Toprak mis gibi kokuyor yağmurda. Yemyeşil çayırlar, bembeyaz kuzular… Dalgalar madeni dövedursun, sen uzat elini. Uzat ve tut. Tut ve çek beni yüzlerce metre altına yerin. Mükellef sofralarda mahsur kaldım. Güneş kelepçelerini taktı bileklerime. Su kaldırma gücünü kaybetti. Gemilerim madene indiler. Düşünebiliyor musun, kazmanı kayaya vursan bir geminin bordasını delecek. Ateş pişirmiyor artık. Her şey çiğ. Milyonlarca lokantada büyüyor açlık. San Jose Madeni’nin altın çocuğu! İki kaşık yemekle bizi kurtar.


Lazer uçlu araçlar maden alanında. Tele objektifli kameralar maden alanında. Biri sert kayaları delecek, diğeri büyütecek konuyu. Lazer uçlu araçlarla açılan delikten otuz üç küçük fener indirildi madene, önlerini iyi görsünler. Vitaminle güçlendirilmiş jeller, iyi baksınlar kendilerine. Aspirin tabletleri, ateşleri yükselmesin yeryüzüne kadar. Tele objektifleri yerin altına sarkıtmanın manası yok. Onların görevi üstte. Bir marifetleri var ki büyütmekten başka, diplomatları kıskandırıyor. Aynı karedeki öğelerin birbirine daha yakın görünmesini sağlıyor çünkü. O halde kuyu başına! Fotoğrafçınız Şili’ye davet ediyor sizi. Kuyu başında poz vermeye. Fotoğraf yeraltındaki adamlarla yan yana getirecek yeryüzündeki adamları. İnsan olduğumuzu göstermenin tam zamanı! Tebessümlerimizle koşuyoruz kuyuya doğru. Sarsılsa da çerçeve düşürmüyoruz. Az kaldı. C Planı devrede. Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera 15 Ekim’de başlayacak Avrupa gezisinden önce kucaklayacak madencileri.


Esperanza doğdu. Babası yedi yüz metre altındayken geldi yeryüzüne o. Ey madenci! Yerin dibinden bak bana! Annesi Esperanza adını verdi. Esperanza yani umut. Toprağın altında şarkılar söylemişsiniz ucunu gördüğünüzde burgunun. Ulaşıldı diye insana sarsılarak ağlamışsınız. Kafesteki seslerinizi bırakmışsınız sonra ellerinizi birbirinizin omzuna vurup. Kafesteki seslerinizi, yani marşlarını umudun. Biriniz o anda şöyle demeliydi: Susun! Şarkılarınızı yeryüzüne saklayın. Çünkü sizin şarkılarınıza ihtiyacı var arzın. Yerin yedi yüz metre altından çıkan otuz üç kişilik koronun göğe yükselen ilahilerine. Madem şairler sözcüleridir toplumun. Mezarından kalksın Şilili ozan. Kelimelerin kanatlarıyla yükseltsin bizi Neruda:


“Çık kardeş,
Benimle doğmaya gel.
Ver elini,
Yayılmış ağrının,
En derin yerinden.
Kaya diplerinden,
Dönecek değilsin,
Ve yer altı çağlarından;
Geri dönmeyecek,
Taş kesilmiş sesin;
Ve gözlerin, oyuk gözlerin
Yerin dibinden bak bana…”


Kazıcılar yeryüzünün en nadir cevherini yerin yedi yüz metre altından çıkartmaya çalışıyor aylardır. Nefes, yiyecek, ilaç ve umut göndererek yapıyorlar bunu. Bir insana ulaşmanın dünyaya ulaşmak olduğunu anladılar. San Jose Madeni’nin bahtlı çocukları, göçük altında kaldıklarını haber verebildiler çünkü. Bir burgunun ucuna yazdılar sitemlerini; “Hayattayız!” Peki, bizi kim kurtaracak! Yan yanayken haberleşemeyen bizi? Göçük altında kaldığımızı kim biliyor. Bir adım mesafe varken aramızda, yaşadığımızı kim! Kelimeler çökmesin bir kere, derin bir suskunluğa gömülmesin insan. Yerin yedi yüz metre altında umut var. Esperanza doğdu. Yeryüzündeki göçüklerden haber alınamıyor hâlâ.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir