YEŞİL SOSYETE VE AĞLAYAN RABBANİLER

“İslam’a hizmet etmek istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız ne olur başörtülerinizi çıkartın.” Eskiden din düşmanlarının dindarları ezmek için kullandığı bir figür vardı: Yobaz dindar figürü. Fıçı göbekli, kalın ve çatık kaşlı, dar alınlı, elleri arkada ve ardı sıra 4 tane çarşaflı kadının geldiği cübbe ve takkeli dindar profili. Bununla dindarlara hücum eder ve İslam’a meyilli olanları soğutmaya çalışırlardı.


Ama bu tip tamamen uydurma mıydı? Elbette bu tipler yada bu tipler ile sembolleşmiş bazı dindarlar vardı. Merhum üstad Necip Fazıl bunlara “ham softa, kaba yobaz” derdi. Belki bunlar bir azınlıktı ama Müslümanlar performansları ile kadere fetva verdirmişler ve bu dindar tipolojisi ile yıllardır damgalanmış ve hakarete uğramışlardı. “Kullar zulmeder, kader adalet eder.” Din düşmanları zulmetmiş, ama bu karara fetvayı da biz verdirmiştik. Şimdi başka bir tipoloji var. Bununla dindarları vuruyor din düşmanları. Bu yeni tipe “yeşil sosyete” diyorlar. Yeni İslamî burjuvazi. Bununla dindarları çirkin, gösterişçi, gayrı samimi ve statü düşkünü menfaatperestler olarak gösteriyorlar. İslam’ı yaşamaya meyilli birçok kişi bu tip insanlardan dolayı mesafeli duruyor kendilerine ebedi mutluluğu getirecek sisteme karşı.


Ama biraz önce bahsettiğim gibi Allah kullarına zulmetmez. Biz kendi kendimize zulmederiz. Üstad Necip Fazıl “hohlaya hohlaya, nefeslerimizle buzdan dağları erittik; erittik ama ortalıkta çamurdan geçilmez oldu.” demişti. Birkaç sahabe misal insan canını dişine taktı ve yaşatma adına yaşama sevdasından vazgeçerek bu topraklarda İslam’ın unutulmasına fırsat vermediler ve her yerde bahar çiçekleri açmaya başladı. Bu birkaç insanın arkasında binler, milyonlar toplandı ve toplanmaya devam ediyor. Ama onların istedikleri bumuydu? “Hem namaz kılarım hem de defileye mankenleri seyretmeye giderim.” diyen ve artık klişeleşmiş “cip içerisinde sigarasını içen makyajlı mütesettir(!)” tipleri görselerdi acaba ne hissederlerdi?


Acaba Sütçü İmam, Bediüzzaman, Mehmet Zahit Kotku, Süleyman Efendi, Gönenli Mehmet Efendi, Mahmut Sami Hazretleri gibi bizim için mücadele etmiş rabbaniler bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağlamazlar mıydı? Artık Rebeze’ye çekilen Ebu zer (r.a.)’ı daha iyi anlıyorum. Medyaya kızmayalım. Kadere bu fetvayı biz verdirdik. Lükse meylimizle, israfımızla, zengin sofralarımızla, jiplere, lüks arabalara ve geleceğin sosyal psikoloji uzmanlarınca ayrıntılı şekilde ele alınacağını tahmin ettiğim pahalı cep telefonu manyaklığıyla, İslamî yaşantıyı kulak ardı etmemizle ve tahrip edilmek üzere olan kadın-erkek mahremiyet anlayışımızla…



Bizim için ızdırapla yatıp ızdırapla kalkmış ve hep altın bir neslin rüyasını görmüş büyüklerimizi üzmemizle… Tesettür kavramında müzmer olan “örtünme”, “gözlerden korunma”, “dişiliği değil kişiliği ortaya çıkarma” manalarını görmemezlikten gelip “gözlere nasıl daha cazip gelirim?”, “nasıl daha zengin olduğumu gösterebilirim?”, “diğerlerinden farklı olduğumu nasıl anlarlar?” deyip ehl-i dünya ve İblis’i razı etme çabaları ile biz bu fetvayı verdiriyoruz. Utanıyorum kendimden ve bu tipolojideki insanlardan. Rabbimizin yüce dini böyle insanlar ile temsil edilmeliydi? Tekrar ediyorum: “Ey bu tesettür defilesine giden yada o tarz ile dışarıda gezinen bayanlar! Eğer bu dini seviyorsanız, bir kardeşiniz olarak size bir ricam var.


Ya kendinize gelip Resullullah’ın (sallalahu aleyhi vessellem) bize getirdiği dine tâbi olun ve hayatınızı ona göre şekillendirin yada başörtülerinizi çıkartın ve cariye fıkhını uygulayın ve tesettür mefhumuna hakaret etmeyin ve ettirmeyin.” Oksimoron diye bir kavram var: İki birbiriyle çakışan özellik veya düşünceyi barındıran tamlama. Bundan dolayı bu tamlamalar imkansız diye nitelendirilir.

“Tesettür defilesi” bir oksimoron. Riya, gösteriş ve kibire savaş açmış İslam’ın, müntesipleri için söylenen “yeşil sosyete”, ” İslamî burjuvazi” bir oksimoron. Bir tercihde bulun ey kendine Müslüman diyen bacım! Tevazu mu, gösteriş mi? Para ve arabanla başkasına çaka satman ve yukarıdan bakman mı yoksa zühd ü takva mı? İslam’ı yaşamak mı yoksa firavunlar gibi keyif ve kibir içerisinde yaşamak mı? Bir karar verin. İki cami arasında kalanlar gibi olmayın. Efendimiz (sallalahu aleyhi vessellem) gölge ve güneş ışığı arasında oturmamamızı söylüyor. Zira “arada” yani iki zıt şeyin arasında hep Şeytan bulunurmuş. Peki “ey sosyetik Müslüman! Sen “arada” durmuyor musun acaba? Orada İblis aleyhillane yok mu?


Yazımın üslubu çok ağır ve biraz ümitşiken ve toptancı olabilir. Bunun için ne olur hakkınızı helal edin. Ama duygular feveran edince insan dengeyi biraz şaşırabilir. Kusuruma bakılmasın ve bu üslubun taşkınlığının bir yürek yanmasından kaynaklandığına verilsin. Yoksa hakkında yazdığım ve utandığımı belirttiğim tip Müslümanlar azınlıkta (ama gözle görülecek şekilde artıyorlar maalesef.) ve görünce saygıdan iki büklüm olacağım, sahabe misal, Allah yolunda, O’nun dinini yaşama gayretinde olan hanımefendiler var; HANIMEFENDİLER.


Yada bütün imkanlarına rağmen lükse girmeyip, zühd ü takva içerisinde yaşamaya çalışan, ve kazandıkları ile Allah yolunda malını ve canını bezleden yiğitoğlu yiğitler ve manen kendilerinden beslendikleri büyüklerine ve mukaddes İslam geleneğine vefalı beyefendiler var. Bunlar çoğunlukta. Ama unutmayalım; İblis kıyamete kadar mühlet aldı Allah’tan ve sağdan, soldan, önden ve arkadan bize yaklaşmaya devam edecek. MÜSLÜMAN OLMAKTAN DAHA BÜYÜK BİR ŞEREF VE İZZET YOKTUR. Bu izzet ve onuru her şeye tercih eden kardeşlerime selam olsun.

Not:Bu yazı meşhur tesettür defilesinin ardından, nisan 2008’de yazılmıştır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir