Yine Çevik `bir` Paşa!

Eski İçişleri Bakanı Akşener, 28 Şubat`ın mimarlarından Çevik Bir için sert konuştu:.

Çevik `bir` Paşa!

Eski İçişleri Bakanı Akşener, 28 Şubat`ın mimarlarından Çevik Bir için sert konuştu:.

“Çevik Paşa AK Parti`nin İsrail-ABD ilişkileri konusunda danışmanlığını yapıyor… Ben şimdi soruyorum: Madem bu kadar demokrattı niye bize balans ayarı yapmaya kalkıştı… Niye 28 Şubat yaşandı…

10 kişi assanız ancak yürekler soğurdu

Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener: “Susurluk için halk `çete bulunsun` istiyor biz ise sadece kazadan sonra çıkan silahları araştırıyorduk”.

-Kaza olduğunda hocaydım ama en büyük Susurlukçu ben oldum. Beni suçlamak kolaydı

-Susurluk`ta at izi it izi karıştı. Ersever açıklıyor. `Jitem var mı` diyorum `yok` diye yazılı cevap geliyor

Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener`e giderken aklımda sadece bir soru vardı. Şemdinli bir Susurluk mudur? MHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Akşener sorumu duyunca gülümsedi. “Ne garip değil mi? Susurluk kazası olduğu gün ben üniversitede hocaydım. Yani o zamanki yapılanmaların içinde nasıl olabilirim ki? 5 gün sonra Ağar İçişleri Bakanlığı`ndan istifa edince, o göreve getirildim. Ama bugün kime sorsanız Meral Akşener deyince akla Susurluk geliyor. Mafya ile anılan bir kadın oldum.” Akşener kuşkusuz sadece Susurluk`un değil 28 Şubat`ın da göbeğindeki isimdi. Bakanlığı bıraktıktan sonra bu sefer vatan hainliği suçlamasıyla tekrar gündeme geldi (Küçük bir hatırlatma: Onbaşı Kadir Sarmusak, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu`nun isteğiyle Batı Çalışma Grubu`nun Gizli İhtiyaçlar Belgesi`ni dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener`e vermekle suçlandı). Akşener yargılanma sürecini gözleri dolarak anlatıyor: “10 gün boyunca telefonum çalmadı. Sadece benim değil aileminki de çalmadı. İnsanlar, tanıdıklarımız, ağabeyimi sokakta görünce kaldırım değiştirdiler. Öyle bir tablodaydım ki elimde kılıç kim bilir kimleri doğruyorum. Hep böyle baktılar bana. Bir gün evime hırsız girdi. Ne parmak ne ayak izi. Polise şikâyet ettim. Umursamadılar. Düşünsenize ben eski İçişleri Bakanı`ydım. Israr edince yalandan ilgilendiler. O zaman anladım ki izleniyorum. Bir hafta çarşafın altında giyindim soyundum. Sanki birileri hep bana bakıyordu.” Akşener her milletvekili gibi gönlünde bakanlık hayali olduğunu söylemeden geçemiyor. Ama önce Kültür sonraki adım Milli Eğitim. “İçişleri Bakanı olunca çok korktum. Aslında bu bakanlık fazla icracı bir bakanlık değil. Ötekilere göre daha kolay ama benim dönemim öylesine zordu ki.” Akşener bir süre duruyor, ardından acı acı gülümsüyor: “Gelmiş geçmiş en acemi İçişleri Bakan`ı bendim. Ama yine de hep kendime göre doğruları yaptığıma inanıyorum.” Ya pişmanlıklar? “Sadece iki tane” diyor. “Demirel`in isteğiyle beni yağlı kazığa oturtma gözdağını veren üst düzey askeri açıklamadım. Bugün pişmanım. İkincisi ise Apo için kullandığım Ermeni dölü lafı. O lafın özrü yok. Ağzımdan çıktıktan sonra bana İngilizce dersi veren çok sevdiğim bir Ermeni teyzenin yüzü geldi gözümün önüne. `Ne yaptın` dedim. Nasıl söyledin bunu Meral? Yakıştı mı? Öncelikle bir kadın olarak yakıştı mı?”
Meral Akşener ile Susurluk`u, Şemdinli`yi ve 28 Şubat`ı konuştuk.

Susurluk`la ilgim yok ama en büyük Susurlukçu ben oldum diyorsunuz. İçişleri Bakanı olduktan sonra önünüze çıkan tablo nasıldı? Örneğin sizin “Derin Devlet” tanımınız nedir?

-İçişleri Bakanı çok icracı gibi gözükür ama değildir. Size bağlı bir takım kurumlar önünüze raporlar getirir. Öncelikle bürokratınıza güvenmek zorundasınız. Üstelik benim ailem devleti kutsayan bir yapıdadır. Ben de öyle büyüdüm. Yanlış yapmamak üzerine kurulu bir sistemim var. Çok güvendiğim bir hukukçu arkadaşımı yanıma danışman aldım. Bir tek ona sordum. Çünkü öyle şeyler imzalıyorsunuz ki sonunda Yüce Divan`a gidebilirsiniz. Brifingler verildi. Emniyet, Jandarma, Valiler, Nüfus Müdürlüğü…

Nasıl bir güçtür bu?

-Çok büyük bir güç, inanın. Otomobille giderken önünüzde, arkanızda size eskort edenlerle yaşamayı sahici gibi algılarsanız yandınız. Eğer bu güç sonsuz sanıyorsanız yine yandınız. Bir anda geliyor ve gidiveriyor.

Ekibiniz yok, bir anda Susurluk olayının üzerine geliyorsunuz.

-Ekip yoktu ama daha iyiydi. Böylece herkese eşit mesafede durabildim. 8 ay bakanlık yaptım bana art niyetle yaklaşan bir bürokrata rastlamadım.

Derin Devlet tanımına geri dönersek?

-Bakın bilgi mutsuzluk getirir. Dağdaki çoban ile Balçiçek Pamir`in mutluluğu aynı mıdır? Benimkisi de o hesap işte. Bildikçe daha da mutsuz oldum. Ben ülkücü gelenekten gelen bir insanım. Her ülkede derin bir devlet vardır. Ana nasıldır? Ülke hakkında projeksiyon yapan, koordinatlar belirleyen bir derin devlet. Bizdeki derin değil çukur devletti. Kendi aralarında guruplar oluşturup siyasi iktidarın boşluğundan yararlanan derin devlet.

Demirel ve Ecevit`in derin devlet tanımları için ne düşünüyorsunuz?

-Türkiye`de çukur devlet var. Her zaman oldu. Ama ben bunun asker, Jitem vesaire gibi anlatılmasına karşıyım çünkü ondan sonra Türkiye`de herhangi bir sorun olunca millet elini kolunu bağlayıp asker ya da emniyet çözsün diye bekliyor. Bir taraftan vatandaşın insiyatifi isteniyor bir taraftan “Birileri sizin için düşünecek deniliyor. Bu çok yanlış. Susurluk hakkında 29 soruşturma var 27`sini ben açtım.

Sonuç?

-Şimdi öyle bir durumdaydık ki vatandaş birilerinden hesap sorulmasını istiyordu. Hukuk dışına çıkanların, çetelerin ortaya konmasını istiyordu. Cebini dolduranları istiyordu halk. Yani öyle bir durum vardı ki ancak 10 kişi assanız yürekler soğurdu. Ama bizin neyi soruşturuyorduk? Kazayla ortaya çıkan silahları. Varacağımız yer ne kadar tatmin edebilir ki? Bütün o konuşulanlar ihbardan öteye gidemedi. Elimizde bir şey yoktu. Genelkurmay lojmanlarında bile ışık söndürme yakma eylemleri yapılıyordu.

Yani siz en başından bu olayın çözülemeyeceğini biliyordunuz.

-Anlatmaya çalıştığım şey şu. Dürüst olunması lazım. Herkesin kolayına geldi Meral Akşener`i suçlamak. Mesut Yılmaz ne kadar kararlıydı hatırlasanıza. Ne oldu? Araştırma Komisyonu kuruldu ne oldu? Bizim görevimiz topladığım her şeyi yargıya yollamak oldu. Başka ne yapabilirdim? Örneğin Susurluk Komisyonu raporunu satır satır okudum ben. Peki neye yaradı?

Hanefi Avcı`nın ciddi açıklamaları vardı.

-Çok ciddi, bizleri suçlayıcı açıklamalardı. Ben ne yaptım? Neticede o bir bürokrattı ve yükselmesi bana bağlıydı. O tavrından dolayı zarar görmemesi için herşeyi yaptım. Toplumun yüreğini soğutacak açıklamalardı onlar. Şöyle bir ruh halindeydim. Hem işimi iyi yapıyorum diye düşünüyorum ama bir taraftan da endişe duyuyorum. At izi it izi birbirine karıştı yani. Cem Ersever`in anıları var ortada. Ben yazılı olarak soruyorum Jitem var mı diye? Cevap ne geliyor? Yok. Sapla saman birbirine karıştı, öylesine bir tablo çıktı ki kimse çözemezdi.

Peki neye yaradı tüm bunlar?

-En azından tüm sorular yazılı olarak soruldu. Cevapları da birilerine bağlayıcı oldu, o kadar. Sonra zaten 28 Şubat geldi.

28 Şubat`ta balans ayarı yapan, AKP`ye danışman oldu

28 Şubat`tan hafızamızda kalan sizi yağlı kazığa oturtmakla tehdit eden üst düzey bir asker. Çevik bir olduğu yazıldı, siz reddettiniz. Kimdi o?

-Çevik Bir değildi. Ben zaten o yazıları tekzip ettim. Hakkaniyetli bir insanım ben. İşin garibi o dönem balans ayarı yapmaya kalkan paşaların başında Çevik Bir vardı ve bugünkü haline bakın.

Ne var halinde?

-AKP`nin İsrail ve Amerika`daki Yahudi lobisiyle iletişimini sağlayan bir danışman modeli olarak karşımızda.

Çevik Bir AK Parti`nin danışmanı mı? Bilmiyordum.

-Aslında bunu ilk sayın Ilıcak yazdı. Bunlar Refah deneyiminden sonra bir takım ısınma turları için yurtdışını gezmeye başladılar. Bu turları Mesut Yılmaz`ın teyze oğlu Kutman organize etti. Kutman Çevik Bir`den rica etmiş, yabancıları ikna etsin diye. Bir de dünyayı dolaşıp “Biz darbe yapmayacağız bunlara güvenin” dedi. Kutman kendi açıkladı zaten.

Çevik Bir o dönem emekli değil miydi?

-Evet ama önemli çevrelerde gücü vardı.

Bir, AKP`nin resmi danışman mı peki?

-Resmi, gayri resmi bilemem. Bir taraftan 28 şubatta balans ayarı yapacaksınız, bir taraftan mülteci kovalayacaksanız. Bir iktidar sizin yüzünüzden yıkılacak. Sonra o iktidardaki kişiler başka bir yapılanmayla tekrar iktidar olacak ve siz çıkıp bütün yabancı gazetelere bu iktidarı öven konuşmalar yapacaksınız. Ne demek bu? İrtica korkularınıza ne oldu? İslami rejim paranoyalarınız nerede kaldı? Ne oldu o gün hissettiklerinize. Sadece Çevik Bir değil, Atilla Kıyat için de bu sözlerim. Madem bu kadar demokrattınız beyler niye balans ayarı yaptınız? Niye 28 şubat oldu? Çok şaşırıyorum olup bitenlere. Bu isimler 28 şubatla övünenler değil miydi yani?

Peki dönelim yağlı kazık tehdidine. Kim söyledi? Niye açıklamıyorsunuz?

Korgeneral Çetin Sanver miydi?

-Evet oydu. Bana gelen bilgiler bu arkadaşı gösteriyor. Gereken cevabı aldı zaten.
Şemdinli Başbakan yüzünden Susurluk

Bir siyasetçi Şemdinli`den temsilcileri Kandil Dağı`na gönderdi. Siyasetçinin ismi Tayyip Erdoğan`ın önünde zaten. O açıklasın.

“Şemdinli Susurluk değil” diyorsunuz.

-Orayı temmuzdan beri takip ediyorum.

Niye?

-Tarih hocalığım İçişleri Bakanlığı kapısından girdiğim anda bittiği için otomatikman izliyor insan. Güneydoğu`da uzun yıllar çalıştım. PKK`nın önceliği Apo`yu dışarı çıkarmak. Barzani ise Türkiye`de federasyon fikrini savunuyor. Şemdinli`de hareketlenmeler başladı. En son bayram günü büyük bir patlama oldu. 54 mağaza zarar gördü. İçişleri Bakanlığı çok hızlı hareket etti. Hak sahiplerine hemen para gönderdi. Kaymakam yine hızla parayı dağıttı. Vatandaşta büyük bir gevşeme oldu. “TC para gönderdi” demeye başladılar. Türk bayrakları asıldı. Sonra DEHAP`lı bir arkadaş halktan temsilciler topladı ve onları Kandil Dağı`na gönderdi. Kandil Dağı`ndaki adamlar bu temsilcilerden özür dilediler “Yanlış yaptık” diye.

Kim bu DEHAP`lı?

-Önemli bir siyasetçi. Ben söylemek istemiyorum ismini. Zaten Tayyip Bey`in önünde var ismi. O açıklasın. Kandil Dağı görüşmesinden sonra kitapçı patladı. O patlama olduğu zaman Almanya`dan misafirler var, Roj TV var. Yani bilerek yapılmış bir olay. Arkasında PKK var.

Siz öyle görebilirsiniz ama Başbakan bile Olay nereye giderse gitsin çözeceğiz” dedi.

-En büyük yanlış o oldu zaten. Öyle söyleyince herkesin algısı Susurluk`a döndü. Sonra Arınç çıktı “Jitem mi mitem mi açıklansın” dedi. Üstelik kendi Meclisi bu tip bir yapılanma için yeni izin çıkarmışken. Bakın ben Tayyip Bey ve çevresinin algılama şeklini çok iyi bilirim. Onlar düşündüler ki, zaten asker konusunda bir meşruiyet problemleri var, “Bu hareket bizi zora sokacak bir hareket, bilinçli yapılmıştır” Öyle tepki verdiler. Eğer bu hareket kamu görevlileri tarafından kendi kafalarına göre terörle mücadele için yapılmışsa gereği derhal yapılmalıdır. El bombasının nereden geldiği belli değil. Oysa bu çok çabuk bulunacak bir bilgi.

Hükümetin bu algısı çok da yanlış olmayabilir. “Birisi ortalığı karıştırmak isterse ya türban ya da Güneydoğu`da problem yaratır” diyen sizdiniz.

-Evet doğru. Ama hükümetin devleti korumak adına bir korunma içgüdüsüne geçtiğini de görmüyorum ben.

İstanbul kırmızı kart gösterdi

Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener`e göre 28 Şubat`ın arkasında Anadolu sermayesini engellemek isteyen İstanbul burjuvazisi var. Akşener “Bugün aynı şeyi yapamazlar çünkü Uzan örneği korkutucu” diyor.

Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener ile röportaja devam ediyoruz. Susurluk, Şemdinli derken, konu dönüp dolaşıp 28 Şubat`a geliyor. Akşener 28 Şubat`ın Susurluk soruşturmaları sürerken gerçekleşmesinin manidar olduğunu söylüyor.

Sizin bir cümleniz var. “28 Şubat gözüktüğü gibi değil” diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

– O dönemin çok önemli isimleri şu anda da hükümette. Bakın ben 28 Şubat`ı şöyle değerlendirdim. Aktörleri içerisinde evet, askerler vardı, yargı vardı, üniversite vardı, medya vardı ama en önemli tetikleyici başkasıydı. Kimse ona bakmıyor.

Kimdi?

-İstanbul burjuvazisi. Ben hep öyle olduğuna inandım. Ben bugün şaşkınlıkla bakıyorum etrafıma. Avrupa Birliği`nin en önemli savunucusu haline gelmiş bir takım iş adamlarımızın zamanında AB`ye ne kadar karşı olduklarını ben yakından biliyorum. Rekabete kendilerini hazır hissetmedikleri için karşıydılar üstelik.

Kim bu işadamları?

-Yok açıklayamam. Yeterince tazminat ödedim. Refahyol Hükümeti döneminde ortada bir pasta vardı. İyi ya da kötü bu pasta bir şekilde paylaşılmıştı. Anadolu`dan gelen Anadolu Kaplanları diye adlandırdığımız bir başka sermaye daha vardı. O da elini uzattı bu pastadan kapmak için. İstanbul Anadolu`dan gelen bu aktörlere kırmızı kart çıkardı. İstanbul medyayı tetikledi. Medya askeri, asker yargıyı…

İstanbul burjuvazisi bu kadar güçlü mü? İstediği anda kırmızı kart çıkarabilir mi?

-Bugün zor tabii. Koalisyon hükümetleri bunlar için bulunmaz kaftandır. Bir partiyle ters düşerseniz diğerinin üzerinden bir şeyleri çözebilirsiniz. Yani o bir dengedir. Şimdi bu kadar güçlü bir iktidar geldiği zaman, Özal döneminde de öyle olmuştu, kendi sermayelerini yaratır. Bu yeni aktörler eskinin rakibidir. Bu hükümetin çok önemli bir özelliği daha var. Bunlar parayı biliyorlar. Milli Görüş geleneği zaten esnaflıktan geçer. Tüccar ve esnaf olma yolunda ilerlerler.

ASKERİN ENDİŞESİ

Peki ama anlamadım niye bugün kırmızı kart çıkamaz?

-Ortada Cem Uzan gibi bir örnek var. Öylesine korkutucu bir örnek ki o kırmızı kartı çıkarmak bugün yürek ister.

Öyle bir konuşuyorsunuz ki sanki Erbakan`ın Başbakanlığı döneminde toplumu rahatsız eden hiçbir şey olmamış gibi. Örneğin ben şeyhlere verilen yemeği hatırlıyorum.

-Askerlerin 150 yıllık kurumsal bir endişe taşıdıklarını biliyorum. Samimi olduklarına da inanıyorum aslında. Bu endişe çok güzel kullanıldı diyorum. Erbakan şeyhlere şıhlara yemek vermeseydi bunlar olur muydu? Belki olmazdı ama benim iddiam şu. İnsan açıkken sıcak yarayı hissetmez. Sonra dönüp baktığınızda daha somut analizler yapabiliyorsunuz. Hani kurtla kuzu su içiyormuş kurt kuzuya “Suyumu bulandırıyorsun seni yiyeceğim” demiş. Kuzu da “Ama sen öndesin” diye cevap verince “Olsun yine de yiyeceğim” demiş. 28 Şubat o hesap işte.

Yani ortada ne olursa olsun 28 Şubat yaşanacaktı. Öyle mi?

-Bence öyle. O dönemin aktörleri açısından bakıldığızaman bir iktidar gitti. İrticayı yok edelim derken, Türkiye`nin 40-50 milyon doları çalındı. Birileri durumdan vazife çıkardı, hırsızlık yaptı.

KIYAT`A SORUYORUM

Neden bahsediyorsunuz?

-Bankalardan.

“Askerin endişesini anlıyordum, toplumda çoğu insanın da aynı rejim değişimi korkusunu hissettiğinden eminim, üstelik bu konuda samimiler” diyorsunuz. Peki hükümetiniz döneminde siz, hiç olan bitenden rahatsızlık duymadınız mı? Yani şeyhlere verilen yemek örneğin, sizi rahatsız etmedi mi?

-Olsa da olmasa da yaşanacaktı diyorum. 28 Şubat`ın Türkiye`den kaçırılan paralar anlamında daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bugün emekli bir Koramiral, Atilla Kıyat, “Kürdistan kurulabilir, korkmaya gerek yok” diyebiliyor. Hatta ekliyor “Başbakan`a da bunu söyledim.” Ben şimdi iki tane soru sorma hakkına sahibim. Bir, kardeşim siz 28 Şubat`ın o dönemki aktörlerindendiniz. Elinde silahı olmayan başörtülü kızları, İmam Hatip Lisesi öğrencilerini birinci tehdit olarak kabul ettiniz. Bugün Başbakan ile samimisiniz. O gün siz paranoyak mıydınız yoksa görüşleriniz mi değişti? İki, ben bakanlık yaptım. Siz o zaman görevdeydiniz. Madem böyle hümanist görüşleriniz vardı, madem böyle demokrat ve geniş düşünceliydiniz bize niye söylemediniz? 28 şubat hakkında tek öngöremediğim konu vardı o da ben bunun hep iç kaynaklı olduğunu düşünmüştüm meğer dış destekliymiş.

ÖVEREK İŞ YAPTIRIRLAR

28 Şubat`ı destekleyenler arasında başka ülkeler de mi var yani?

-Evet. ABD olabilir, İsrail olabilir. O konu biraz flu. Şöyle bir tabloya baktığınız zaman zaten görebilirsiniz. Halkın algısını değiştirmeyi çok iyi beceriyorlar. Ecevit bir anda yaşlı hasta adam olarak sunuldu bize. Oysa ona oy verdiğimizde de yaşlıydı. Erdoğan`ın getirildiği noktaya bakın. Bir anda Harvard okumasına hiç de gerek olmayan bir Başbakanımız olduğunu fark ettik. Bir taraftan çocuklarımızı okumaları için seferber ediyoruz, öte yandan anlı şanlı insanlar söyle yazıyorlar. “Başbakan`ın yabancı dili yok ama dünya liderleriyle vücut diliyle anlaşıyor.” Sizce olabilir mi böyle bir şey?

İyi ama dünya liderleri Erdoğan`a son derece sıcak davranıyor.

-Dünyadakiler bizi tamamen çözmüş durumda. Batılı bizi halletti. Ruslar, Türkler, Araplar ve İranlılar için geçerli bir yol vardır. Överek iş yaptırırlar. Aynı şeyi milletvekili olduğunuzda size bile yaparlar. İlk randevuyu büyükelçiliklerden görevliler alır, başlarlar sizi övmeye. Gün gelir, Başbakan`ın gaf yapan, derinliği olmayan dil bilmeyen biri olduğunu keşfedebiliriz. Bu da mümkün yani. İşte o yüzden, özellikle 28 Şubat aktörlerinin bugün Başbakan`ın etrafında dolaşıp destekleyici açıklamalar yapmalarını hiç de samimi bulmuyorum.

Sizin teorinize göre, hükümet bir piyon, dış güçler bizi yönetiyor. Nasıl yani? O zaman sizin hükümetinizde de durum böyle miydi?

-Yok bakın, ben öyle bir şey söylemiyorum. Siz de söylemeyin. Ben algının değişmesinden değiştirilmesinden bahsediyorum, o kadar.

BALÇİCEK PAMİR/SABAH

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir