Yıpranmış bir savaşçının portresi

’Devlette başarı cezasız kalmaz!’ diye bir söz var. Türk siyasi tarihi bu haksız anlayışın örnekleriyle dolu. Gerçi henüz Ahmet Ertürk’e bir ceza kesilmiş değil ama tüm bu süreçte yapayalnız bırakılmış olması bile başlı başına bir ceza sayılmaz mı?

Aradan neredeyse 3 yıl geçmiş.


Onu TMSF Başkanı olarak ilk tanıdığımda içimden “Tam bir cesur yürek” diye geçirmiştim.


Arkasından giydiği “ateşten gömleğin” çok da farkında olmadığını düşünerek “Umarım kısa sürede hevesi kursağında kalmaz” diye eklemiştim.


Dün Referans Noktası programı için Erdal Sağlam ile birlikte kendisiyle buluştuğumda 3 yıldır kamu adına savaşan “yalnız bir savaşçı” portresiyle karşılaştım.


Gerçi kısa sürede “pes etmemişti” ama 3 yıllık bir savaşın sonunda epey “yıpranmıştı.”


Yaşadığı sinir savaşını en çıplak, program boyunca titreyen elleri yansıtmaktaydı!


Peki 3 yıllık batık banka mücadelesinde Ahmet Ertürk neden yıprandı?


Dahası tahsilat başarısına rağmen sinir sistemi neden boşaldı?


Benim cevabım biraz karmaşık.


Bu yüzden dilerseniz size Erdal Sağlam’ın o her zamanki keskin ve kestirme tespitini aktarayım: Devlette başarı cezasız kalmaz!


Haksız mı? Maalesef haklı.


Türk siyasi tarihi bu haksız anlayışın örnekleriyle dolu.


Gerçi henüz Ahmet Ertürk’e bir ceza kesilmiş değil ama tüm bu süreçte yapayalnız bırakılmış olması bile başlı başına bir ceza sayılmaz mı?


Çok açık konuştu Ertürk: Bizim yaptığımız işe sadece bir tahsilat işi olarak bakılamaz. Uzan örneğinde mesela karşımızda bir suç şebekesi vardı. Her türlü yıldırma taktiğiyle üzerimize saldıran bir çeşit örgüt. Savaş koşullarında çalıştık ve biz bu savaşta yapayalnız bırakıldık.


Peki ama AK Parti hükümetinin siyasi iradesi ve desteği?


Bu konuda da dertli Ahmet Ertürk.


“Ne emniyet ne istihbarat ne Maliye ne de Adalet Bakanlığı, hiçbirinden en küçük bir bilgi desteği görmedik” diyor ve ekliyor: Tamam yasal düzenlemeyi yaparak hükümet bize gerekli yetkiyi verdi fakat ilgili kamu kurumlarının hiçbirinden bir gün olsun bir bilgi desteği olmadı. Karşınızda bir suç şebekesi varsa onun attığı her adıma dair bilgi sahibi olmanız gerekir. Herkes “Devletin milyarlarca doları nereye gitti” diye soruyor haklı olarak. Ben de soruyorum. “Bu paralar ne zaman, nerelere transfer edildi” diye. Fakat kimseden ses yok.


Kamu adına kendilerine bilgi desteği veren bugüne kadar sadece bir kişi olmuş.


O da Hanefi Avcı. Onun da başına gelenleri biliyoruz: Sürgün!


Onun dışında 3 yıllık savaş ortamında bir Allah’ın kulu çıkıp bilgi paylaşmamış. “Ya bilmiyorlar ya da bildikleri halde bizimle paylaşmıyorlar” diyor.


Doğrusu çok ciddi iddialar bunlar. Ve maalesef harekete geçen yok!


Aksine hem hukuki hem de psikolojik zeminde sürekli bir püskürtme söz konusu.


Türkiye’de Ahmet Ertürk kadar attığı her adımla onlarca düşman yaratan başka bir kamu görevlisi var mıdır, ben şahsen zannetmiyorum.


Protokol masasına oturanlar da öfkeli oturmayanlar da!


Bunda şaşılacak bir durum yok.


Asıl kamu adına yaptığı savaşta, kamudan destek yerine köstek görmesi şaşırtmış Ertürk’ü.


Mesela TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın, “Meclis’te Uzan’ın sesi olarak çalışan siyasetçiler var” sözü üzerine gönderdiği sert yazı, moralini epey bozmuş. Oysa o gün kastettiği AK Parti Milletvekili Emin Şirin bugün Genç Parti’de siyaset yapıyor. Ve Ertürk destek yerine haksız saldırılara maruz kaldığını düşünüyor.


Öyle ki ciddi güvenlik kaygıları bile taşıyor: Özel hayatım didik didik ediliyor. Fakat zannediyorlar ki bir açığımı bulup beni köşeye sıkıştıracaklar. Bu devir bitti. Çok şükür verilmeyecek hesabım yok.


En son eşinin aynı hafta iki defa kapkaça uğraması aile içinde sıkıntı yaratmış. Sağlıklı düşünmekten vazgeçmese de olan biteni tesadüflerle açıklamanın zorluğunu yaşıyor.


Anlayacağınız savaşın psikolojik cephesinde yalnız ve yıpranmış bir Ahmet Ertürk portresi var. Peki ya ekonomik cephede?


Her şeye rağmen “muzaffer bir komutan!”


Rakamlar ortada. Devletin batık bankalardan dolayı uğradığı zarar 26 milyar dolar. Bu rakam faizleri de eklediğinizde 51 milyar dolar yapıyor.


3 yıl önceyi hatırlayın.


TMSF’den yani Ertürk’ten beklenti en fazla 7-8 milyar dolarlık bir tahsilattı.


Oysa bugüne kadar TMSF 12.5 milyar dolar tahsil etmiş durumda.


2007 sonu hedefi ise 18 milyar dolar.


Dolayısıyla TMSF tüm zorluklara, eksik ve noksana rağmen hepimizin cebinden giden 26 milyar doların yüzde 70’ini tahsil etmiş olacak.


Bu da yalnız ve yıpranmış kamu savaşçısının başarı hanesine yazılacak.


Eyüp Can

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir