YÜKSEK YARGI ÜYELERİ TÜRBE ZİYARETİNDE

Yüksek yargı üyelerinin önemli bir kısımı geçen hafta türbe ziyareti yapıp dua ettiler. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın, bazı Yargıtay ve Danıştay üyeleri ve eşleri, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Hacı Bektaş Veli’nin türbesini ve müzesini ziyaret etti.


Hacıbektaş Veli Müzesi’ni ziyaret eden yargı üyeleri, Hacı Bektaş Veli türbesini de ziyaret ettiler. Üyelerden bazıları ve eşleri türbe içerisinde dua etti. YSK Başkanı Muammer Aydın, suyunun kutsal olduğu kabul edilen Aslanlı Çeşme’den su içti.

Heyet üyeleri daha sonra Hacı Bektaş Kültür Merkezi’nde Semah Ekibi’nin gösterisini izledi. Gezinin Cuma gününe denk gelmesi de son derece ilgi çekiciydi. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve eşi ise ertesi gün gezi programına katıldı.


Her şey çok güzel ve normaldi aslında. Ama Önder Sav duymasın. Zira hac, türbe, veli gibi ifadelere alerji duyduğu için “Hacı Bektaş” ın türbesini ziyaret edenlere çok kızgın olmalı! Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ne düşünür acaba?


Önder Sav gibileri ne derse desin, toplumları ayakta tutan manevi dinamiklerdir. Hintli çağdaş Sosyolog Ashis Nandy diyor ki:”Aydınlanma Yüzyılı bütün dünyayı etkilemiştir, Hindistan dahil! Şu hususa dikkatinizi özellikle çekmek isterim ki dine dayalı şiddet, 20. yüzyıla sadece çok küçük bir azınlığı kurban almıştır. Buna karşılık, 20. yüzyılın 200 milyon kurbanının üçte ikisi, bir devlet şiddetinin, yani laik şiddetin eseridir. Bu şiddet, bilimin gelişmesiyle ve bilhassa da ırk arıtma teorileriyle yakından alakalıdır; hem zaten bu, Nazizm’le kendisini apaçık bir şekilde göstermiştir. Stalinizme gelince, o da bir ideoloji uğruna 65 milyon insanı öldürmüştür. Beşeriyet, her kurtarıcı teoriyi zıddına dönüştürme gibi bir maharete sahiptir. Nitekim Aydınlanma Yüzyılı da, modern sömürgeciliği, özellikle Fransız ve İngiliz sömürgeciliğini beslemiştir. Dolayısıyla modern sömürgecilik, Aydınlanma’dan aldığı ilhamla vahşileri medenileştirme gibi bir görevi üstlenme yoluna gitmiştir. Çünkü ulus-devlet, eşitliğin ve kanun hâkimiyetinin sağlanmasına öncelik tanımaz ve daima tek bir milletin hegemonyasını esas alır. Ulus-devlet kavramı, tanımı bakımından zaten milliyetçi bir boyut taşır. Hindistan’ın ve Pakistan’ın ayrı ayrı kendi fanatiklerinin olması da işte bu yüzdendir. Hindu ve müslüman radikaller birbirlerini karşılıklı olarak dinsiz-imansız görürler, ama aslında kendileri de bir dine, milli bir fikirden daha az inanırlar.” (Mostar Dergisi)



Geçen hafta annesini bıçakla öldürüp 10 parçaya ayıran 17 yaşındaki gencin sözleri de maneviyat eksikliğinin yol açtığı durumu çok güzel özetliyor: “Annemi öldürdüm, Ateistim!”. Son zamanlarda çok sayıda benzer cinayetler yaşadık. Sağlıklı bir dini terbiye alan toplumlarda böyle olaylar yaşanmaz.



İşte asıl tehlike bu. Türkiye’yi yıkacak olan laiklik karşıtı eylemler değil, dinden uzaklaşma…. Manevi dinamiklere sarılmak ise bize güç kazandırır, sağlıklı bir toplum kurmamızı sağlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir