Yutulan Gazeteciler

Mehmet Şevki Eygi ile ilgili gelişmeleri yakından takip edelim ve asıl ona destek verelim. Çünkü düşünce suçu hepimizi ilgilendiren bir meseledir, hakaret suçu ise değildir.

Haber gündemi bazen beklenmedik olaylarla belirlenir. Sürpriz bir olay olur, daha sonra bu çığ gibi büyür ve önüne çıkan her gazeteciyi yutmaya başlar adeta. Gündemdeki önemli haber bu şekilde büyüyünce yutulmaya hazır gazeteci miktarı da kaçınılmaz bir biçimde artar. Sonunda olay, olduğundan çok farklı bir güce ulaşır ve ülkenin de esas gündemi haline geliverir. Başbakan, Selanik’te Atatürk defterinden bir sayfayı kızgınlıkla yırtıp atınca süreç başladı. Doğal olarak Başbakan’ı izleyen gazeteciler olaya konsantre oldu ve sonunda yazıyı yazan kişinin Fethi Dördüncü adında bir şahıs olduğu ortaya çıktı. Başbakan’ın sinirini bozan ve ondaki Kasımpaşalılık ruhunu hortlatan yazıda AKP’ye ve Başbakan’ın kendisine ağır hakaretler olduğu meydana çıktı.

Hemen birkaç akla ilk gelen tespitleri yaparak başlayayım:

1- Başbakan’ı kızdıran yazıyı okuduktan sonra bunun gerçekten de çok ağır olduğunu gördüm. Fikrini ağır sözcükler kullanmadan ifade edememek benim için bir azgelişmişlik göstergesidir. O yazıda ifade edilen fikirler hiç hakaret edici cümleler kullanmadan pekala söylenebilirdi ve o durumda fikrin etkinliği çok daha fazla olabilirdi.

2- Bu tip küfürlü yazılar, muhatabı kim olursa olsun mutlaka kızdırır. Yazar olarak bizlere de zaman zaman bu tür mektuplar gelir ve tepkimizi koyarız. Evet belki de siyasete atılanlar ve köşe yazarları, bu tür şeyler almayı göz önüne alarak işe girişmelidir. Bu doğrudur da hayat her zaman ideal durumlarla gitmiyor işte, hepimizin çizdiği bazı sınırlar vardır, o sınıra kadar sabrederiz, ondan sonra sinirlenir ve patlarız. Bu bağlamda Başbakan’a ’bir Başbakan sinirini kontrol etmeyi bilmelidir’ diye nasihatlar vermenin de pek bir anlamı yoktur. Onun da bazı sınırları var ve üstelik bunun çıtası hayli düşük düzeyde yani Başbakan kolay kızıyor ve parlıyor, bu yaştan sonra karakteri değişecek değil ya…

3- Benim anlamadığım, sıradan bir vatandaşın Başbakan’ın gezi zamanlamasını nasıl güzel isabet ettirerek o yazıyı yazdığıdır. Bu kadar mükemmel bir zamanlama gerçekten profesyonel bir operasyon gibi gözüküyor.

4- Yazıyı yazan şahsın gazeteci geleneğinden geldiğine bakıp da onunla dayanışmamız gerektiğini yazanlar da oldu. Eğer illa da bir dayanışma içine girilecekse benim teklifim gazeteci Mehmet Şevki Eygi ile dayanışma gösterilmesidir. Gazeteci Eygi’ye yazdığı bir yazıdan dolayı bir yıl hapis cezası verildi. Bu tipik bir düşünce cezası gibi geliyor bana. Öteki olayın ise benim açımdan maçlarda kendini tutamayarak fikirlerini küfürle ifade edenlerin basitliğinden bir farkı yok. Başbakan bu konuya o kadar sinirlenmeseydi ve neredeyse tüm Bakanlar Kurulu’nu yazıyı yazanı mahkemeye vermek için mobilize etmeseydi olay bu şekilde hiç büyümeden bitip gidecekti. Bunlardan Erdoğan’ın bazı dersler çıkarması da iyi olur gibi geliyor bana.

5- Tekrar ediyorum; Mehmet Şevki Eygi ile ilgili gelişmeleri yakından takip edelim ve asıl ona destek verelim. Çünkü düşünce suçu hepimizi ilgilendiren bir meseledir, hakaret suçu ise değildir. O kişiye özeldir ve bu tür meselelerde kanunlar hayli nettir.

Serdar Turgut

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir