ZARİYAT SURESİ 1-23. AYETİNE BİR YAKLAŞIM DENEMESİ


Kur’an temel kitabımızdır. Okumak ve anlak zorundayız. Bu nedenle sık sık müracaat ederiz. Meallerin mebzul miktarda olması nedeniyle Arapça öğrenme ihtiyacı duymadan bunlara sık sık müracaat ederiz. Bu nedenle Arapça bilmemekten daha zor olan, meallerinde verdikleri ayetlerin anlamı ile zihnimizin, algı ve imgelem dünyamızın sınırlanmasıdır. Kendimizin doğrudan anlama çabası içinde olma yükümlülüğümüzün unutulmasıdır.
Oysa münevver, havas, aydın, entelektüel düşünce insanıdır. Çünkü insan öncelikle “akıl,fikir, şuur, entellektüellik, hayal gücü ve yeteneği ile yaratıcılık gücüne sahip olabilmektir.”[1]İlahi hakikati kendi öz benliğimizde, şuurumuzda aramak zorundayız. Bu faaliyete düşünce diyoruz.
Bu konuyu Zariyat suresinin 1-23. Ayeti çevresinde anlamaya çalışırken meseleyi ortaya koymayı deneyeceğiz.
Zariyat Kur’an’da 51. Suredir.”Birinci âyetteki ez-Zariyat kelimesi, sûrenin adı olmuştur. Mekke’de inen ilk sûrelerdendir.”[2] Sûreye “Savuranlar” anlamı verilmiştir.[3]
Klasik mealler kısa ayetlerden oluştuğu için olsa gerek birkaç ayete bir arada mana vermiştir.
1-6.“O tozdurup savuranlara, derken bir ağırlık taşıyanlara, derken bir kolaylıkla akanlara, derken bir emir taksim edenlere, [meleklere] kasem olsun ki muhakkak o size va’d olunan her halde doğrudur ve muhakkak ki ceza şüphesiz vakidir!”[4]
Bu ayetlere ayrı ayrı mana verildiğinde ise
“1. Savurup dağıtan rüzgarlara andolsun ki,
2. Sonra yağmurları yüklenen bulutlara andolsun ki,
3. Sonra kolaylıkla akıp gidenlere andolsun ki,
4. Sonra (hangi) bir emri taksim eden(melek)lere andolsun ki,
5. Size vaadolunan, şüphe yok ki, elbette doğrudur.
6. Ve muhakkak ki, ceza da herhalde vâkîdir.
7-8. Muhtelif yolları hâvi olan gök hakkı için.
Şüphe yok ki, siz muhtelif bir söz içinde bulunmaktasınız.”[5]
Diğer mealler ise birinci ayete “ O tozutup savuran rüzgarlara”[6], “Savurup kaldıranlara (esip bulutları, tozları kaldıran rüzgarlara, yanardağların lâvlar püskürten tabiat kuvvetlerine, yaratıkları savuran meleklere)[7], “Esip savuranlara”[8] anlamı vermişlerdir. Bu anlamların hiç birinde insanın beyni içinde oluşan, düşüncelerle ilgili bir anlam yoktur. Herşeye rağmen bunun insani bir durum olduğuna ilişkin en çok yaklaşan Edip Yüksel’dir. Ancak bir anlam bütünlüğü ve birbirini izleyen ayetlere verilen meallerde tutarlılık bulmak zordur.
Ayet “Vez-Zariyatı Zerven”diye başlar. (Zerven harekelenince oluşmuş, bir kelime olabilir. Zırva diye de okunabilir. Zırvalayanlar, zırva düşünceler saçanlar!
Rüzgar yok, bulut yok, yanardağ vs. hiç yok. Ancak meallerde daha ilk ayetten itibaren insandan uzaklaşan, tabiat olaylarına anlam veremeyen insanlar gibi, korkulu güçler oluşturup şimşek, rüzgar ve vahşi yaratıklar dünyasına adım atar gibiyiz.
Ben bu ayetlere insanın bilinç ve bilinçaltı dünyasında yani beyninde oluşan sarsılmalar, çatışmalar, fikir çilesi çerçevesinde, içeyönelik, insanla ilgili anlam vermeyi deneyeceğim.
“ Zırva saçanlara, İçlerinden alıp verenlere (1), düşünce yüklülere (2), [beyinde] kolaylıkla yüzen düşüncelere (3), İyi ve kötü (taksim edilmiş) emirler veren (4) Sadık vaadlere ulaşan (5) Dinen vuku bulan(6)
Semavi (ilahi) olan yola (ilhamlara) rağmen (7) Farklı düşünceler içindesiniz, [rivayetler muhteliftir] (8)
Buraya kadar ayetlerin insanın bilincinde olup biten düşünceye ilişkin olduğunu görüyoruz. Entelektüel bir faaliyet sözkonusu yani.
Ayetlere vermeyi denediğimiz anlamları bırakıp sûreye devam edelim:

9-10. Ondan döndürülen kimse, döndürülür. O (muhtelif sözlü) yalancılar kahrolsunlar.
11. O kimseler ki onlar cehalet içinde gâfil kimselerdir.
12. Sorarlar ki: “O ceza günü ne zamandır.”
13. O gün ki, onlar ateş üzerine arzedileceklerdir.
14. (Onlara) Denilecektir ki: “Azabınızı tadın. Bu odur ki, bunu alel’acele ister idiniz.”
15. Şüphe yok ki, muttakî olanlar cennetlerde ve pınarlarda.
16. Rablerinin kendilerine verdiğini ahz edicilerdir. Muhakkak ki, onlar bundan evvel iyilik eden zâtlar olmuşlardır.
17-18. Geceden pek az uyur olmuşlardı. Ve seher vakitlerinde de onlar istiğfarda bulunurlardı.
19-20. Ve mallarında da dilenen ve yoksul bulunan için bir hak var idi. Ve yerde imân-ı yakin erbâbı için deliller vardır.
21. Ve sizin kendi nefislerinizde de (deliller vardır) hiç de görmez misiniz?
22-23. Ve gökte de rızkınız ve vaadolunur olduğunuz şey (vardır). İşte o göğün ve yerin Rabbine kasem olsun ki o (size vaadedilen) herhalde sabittir, sizin söz söyler olmanız gibi (bir hakikattır).”[9]
Şimdi benim denediğim anlamları okuyalım:

Kaldığımız yerden devamla, farklı düşüncelere, okumalara rağmen insanlar;

“Düşüncelerinden dönebilir; [İyi düşünen kötülüğe, kötü düşünen iyiliğe gelebilir] (9)
Düşünmeden konuşanlar [eyleme geçenler] kahrolsunlar (10),
Aptallar [düşüncesizler] ne yaptığını bilemezler (11)
Din Gününü sorarlar (12)
O gün ateşi görecekler (13)
Düşüncesizliğinizin acele ettirdiği son budur (14)
Gerçeğe ulaşanlar, düşüncenin pınarlarında ve cennetinde (15)
Rabbin gerçeğine ulaşanlar, düşünme [gibi güzel bir] eylem içindekilerdir (16)
Geceleri az uyurlar(17)
Sehere kadar kötü düşüncelerden arınırlar (18)
Düşüncelerinin [meyvesinden] sonuçlarından, mahrum [okuma yazma bilmeyenler] ve
isteyici (sail) olanlar için bir hisse vardır(19)
Gerçeğe ulaşacaklar için dünyada yeterli delil vardır (20)
Gerçeğe kendi aklınızla [düşüncenizle de] ulaşabilirsiniz, düşünürseniz görürsünüz (21)
Bunun semavi bir yolu olduğu kadar insanî yolu da vardır, [her insanın araması da gerekir] (22)
Rabbinizin evreninde (yeryüzünde ve gökyüzünde) konuşulmadık gerçek yoktur.(23)

Oysa yayınlanan Mealleri okuduğumuz zaman imgeler insanı; kendi dışında rüzgarlara, göklere, cennet ve cehenneme doğru yönlendirmektedir. Oysa Zariyat suresinin 1-23. Ayetleri havas denilen aydın olmaya, entellektüelliğe davettir. Çünkü insan düşüncesi zaman, mekan mesafe tanımadan kolaylıkla gidip gelebilir. Düşünce ile oluşan eserlerden kitap yazamayan, okuma yazma bilmeyenler istifade ederler.
Dinlerin ilk daveti düşünmeye ve insan aklının gerçeği arama heyecanına seslenilmiştir. “Başlangıçta kozmolojik düşünceye, tanrısal felsefeye ve yaşamın varoluşuna daima dikkat çekildiğini, sonradan zamanla bu düşünceler değişikliklere uğrayarak; dinî merasimlere, günlük alışkanlıklara ve şekilciliğe dönüştüklerini öğreniyoruz.”[10]
Mealler de bu zararı düşünceyi önleyen anlamlar vererek yapmaktadır. Mealler; her insanın dini anlama yükümlülüğüne ve aydınların düşünce üretme sorumluluğuna karşı bir sınırlama içinde olabiliyor. Herkes Arapça öğrenmeden genel kültürü ve Arapça bir sözlük ile anlam verdiği zaman kafasında oluşmuş önyargılar ve şekilci öğretimin yerleştirdiği kalıplar yoksa farklı okumalar yapabilir. Bu okumalar çoğaldıkça anlama ve gerçeğe yakın düşme ihtimali de artmaktadır.
Bu aynı zamanda düşünce denen faaliyeti önemli hale getirdiği gibi entellektüelliğin teşvik edildiği görülecektir.
Mevcut din anlayışı ise entellektüelliği tehlikeli, doğru yoldan çıkmış gibi gösterebilir.
Eğer düşünce faaliyeti yoksa Allah’ı görmemiz, varlık izafe etmemiz gerekir. Oysa Allah dünyamız ile kainat arasında bir bağdır. Ademi, meleklerden üstün yapan ve onları secdeye götüren de insanin aklî, fikri yeteneği ve bu yetenekle Allah’ın evrensel hakikatine iştirak edebilme gücüdür.




[1] Filip Çorlukiç, İnsanoğlu Nereye gidiyorsun, Ayışığı Kitapları, s.76
[2] Süleyman Ateş, Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali, Kılıç Y.
[3] Edip Yüksel, MESAJ Kuran Çevirisi Ozan Y.
[4] Elmalılı hamdi Yazır, Kuranı Kerim ve İzahlı Meali, Hazırlayan Dücane Cündoğlu, İslamoğlu y.
[5] Ömer Nasuhi Bilmen, Kütüb-ü Sitte, 1.o versiyon Akçağ Y.
[6] A. Fikri Yavuz,Kur’an-ı Kerim ve İzahlı Meali âlisi, SönmezY.
[7] Süleyman Ateş, Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali, Kılıç Y.
[8] Edip Yüksel, MESAJ Kuran Çevirisi Ozan Y.
[9] Ömer Nasuhi Bilmen, Kütüb-ü Sitte, 1.o versiyon Akçağ Y.
[10] Filip Çorlukiç, İnsanoğlu Nereye gidiyorsun, Ayışığı Kitapları, s.118

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir