Zehep’ten Tezhip’e

Tezhip sözcüğü, Arapça’da altınlamak anlamına gelir. Genelde kağıt üzerine altın ve çeşitli renklerle yapılan, çoğunluğu figürsüz olan süslemeler “Tezhip” olarak adlandırılır. Tezhip en çok el yazması kitaplarda kullanılmakla birlikte tek levha halindeki yazıların çevresinin de tezhiplendiği görülür. Bu süsleme, kitap içinde en çok baş sayfalarda kullanılmıştır.

Tezhip doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır. Özellikle ortaçağda Hıristiyanlık`ın kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhip yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır.

Arapça altın anlamına gelen ‘zehep’ kelimesinden üretilen Tezhip’in Türkçe’deki karşılığı altın lamadır. Tezhip edilmiş eserlere ‘Müzehhep’ bu sanatla uğraşan kişilere de ‘müzehhip’ adı verilir.Tezhip altın ve boyayla gerçekleştirilen bir sanat dalıdır.

Türklerde tezhibin geçmişi Uygurlar`a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhip sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhip yaygın bir sanattı. Anadolu`ya Selçuklular`ın getirdiği tezhip en gelişkin dönemini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. 15. yüzyılda Mısır`da Memlûk sanatçıları ayrı bir üslup geliştirmişler, aynı dönemde İran`da ve ardından Timurlular`ın egemen olduğu Herat, Hive, Buhara, Semerkant gibi merkezlerde tezhip sanatı büyük gelişme göstermiştir. Herat`ta geliştirilen üslup daha sonra da İran tezhip sanatını büyük ölçüde etkilemiştir. Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran`la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu`nun birçok özelliğini yapıtlarında kullanmış, yeni bireşimler yaratmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı tezhip sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise sanatın hemen her alanını saran batı etkisi tezhibe de yansımış, örneğin Klasik dönemde tek olarak kullanılan çiçek motifleri vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuştur.16 yüzyılda en yüksek seviyesine ulaşan tezhip ve ondan hiç ayrılmayan hat sanatı Türklerdeki ilerlemesine birlikte devam etmişlerdir.

TEZHİP ALTIN DÖNEMİNİNİ OSMANLIDA YAŞIYOR

Fatih Sultan Mehmed dönemi, birçok sanat dalında olduğu gibi, tezhipte de bir doruk noktasıdır. Fatih için hazırlanan birçok yapıt, ağırbaşlı ve olgun bir üslup sunar. Daha önceki dönemlerde Kur’an tezhipleri ön planda idi. Oysa Fatih döneminde bilim ve sanatla ilgili telif ve tercüme pek çok yapıtla karşılaşılır. Fatih dönemi tezhiplerinden günümüze kalanların sayısıda oldukça fazladır. Fatih sultan Mehmet ,Topkapı sarayında bir nakkaşhane kurmuş ve başına da Baba Nakkaş adlı ustatı getirmiştir. Bu atölyeden çıkmış olan eserlerde mavi beyaz ,turuncu,siyah ve yeşilin yanında altın yaldızın da dengeli ve uyumlu bir şekilde kullanıldığı görülür. Bu dönem kitaplarının zahriye sayfalarında genellikle madalyon biçiminde tezhipli şemse bulunur. 16. yüzyıl, tezhip sanatında başka bir açıdan da doruk noktasıdır. Bu dönemde metin kısmından önce gelen tam sayfa tezhipler çok zengin süslemelidir. Zeminde lacivert rengin egemenliği azalmıştır. Altın ve lacivert zemin hemen hemen dengededir. Rumiler ve çiçekler yine gözde formlardır, ama işçilik aşırı derecede incelmiştir. 16.yüzyılda Kur’an-ı Kerim tezhipleri ön plandadır. Çok önem verilen örneklerde yazıdan önce tezhipli iki sayfa bulunur. Ama normal örnekler, metnin ilk iki sayfası ile başlar. Bunlarda başlıklar ve geniş çerçeveler yazıyı adeta ikinci plana itmiştir. Tezhibi yapan ve müzehhip ya da nakkaş ünvanını taşıyan ustanın adı çok sık belirtilmez. Bu örnek, şemsenin altındaki salbek denilen kısımda nakkaşın adının bulunmasıyla önem kazanır.

SARAY SANATI TEZHİP

Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan ve 1539/40 tarihli Guy-i Çevgân adlı yapıtın baş sayfasında ise yazı, kağıttan oymadır. Çok zengin tezhibi aşırı süslü tığlar da desteklemektedir.Kalan boıluklar ise serpme altınla doldurularak yüklü bir süsleme oluşturulmuştur.

Ünlü hattat Ahmet Karahisari’ye ait Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan Kur’an-ı Kerim’de (YY 999/EH. 157) birbirinin eşi olan duraklar oldukça yalındır. Ancak sayfa yanındaki güller ve sure başlıklarının çok zengin ve çeşitli olduğu görülür. Sayfa yanındaki aşer gülleri, oval madalyon ve tığlardan oluşan üçlü düzenleme, yazılı kısmın yüksekliğini bile aşmaktadır. Sure başlığında 16. yüzyılın sevilen motiflerinden biri de Çin bulutu denen süsleme formudur. 18. yüzyıl ise tezhibinde çiçek önemli bir yer tutmaktadır. Sayfanın ortasında oldukça natüralist buketler ve tek çiçekler bu dönemde sık sık görülmeye başlar. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’de bulunan Hizb el-Azam (M 418) adlı dua kitabında baştaki tam sayfa tezhibin zemini altındır. Natüralist ve stilize motifler aynı düzenleme içinde kullanılmıştır. 18. yüzyılda sayfa kenarındaki güller de natüralist birer küçük çiçek ya da bukete dönüşmüştür.

19. yüzyılın sonlarında ise ulusal akımlar yeniden sanatımıza girmiştir. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan ve baş sayfası klasik tutumla tezhiplenmiş olan Kur’an (MR 4) bu akımın izlerini taşır. Ancak matbaanın yurdumuza girmesiyle birlikte tezhip yavaş yavaş önemini yitirmiştir. Yine de özellikle dini kitaplar elle yazıldığından tezhip sanatı son zamanlara kadar varlığını sürdürmüştür.

KURAN-I KERİMLER HEP TEZHİPLENİR Dİ

El yazma kitaplardan padişaha ve önemli devlet büyükleri ile tanınmış kişilere sunulan, özel kütüphaneler için yazılanlar, külliyatlar, divanlar ve değer verilen kitapların pek çoğu tezhiplenmiştir. Özellikle Kur`an`larda çok zengin tezhip süsleme görülmektedir. Kur`an`larda zahriye kısmı, ilk iki sayfa , bazen ilk dört sayfa tamamen tezhiple bezenmiş olur, hatime denilen dua ve hattatın imzasının bulunduğu son sayfalarda tezhiblidir. Kitabın metin kısmının başladığı yere yapılan serlevha, başlık ve mihrabiye denilen kısımlarda, Kur`anı Kerimlerdeki sure ve bölüm başlarında, Fatiha ve Bakara surelerinin baş tarafları da zengin tezhip bezemeleridir. Baştan sona nefis tezhipli eserlerde satır araları, sayfa kenarları, köşeler ile manzum eserlerde iki mısra arasındaki boşluklara da tezhip yapılır. Yazma kitapların sayfa başlıklarının çoğu kubbeli taç şeklinde olup, bunların üst kısımları da “Tığ” denilen sivri uçlarla bitmektedir. Bunların yanında ayetleri ve cümleleri ayırmak için yapılan küçük tezhip şekillere “Nokta” denir. Bunlar küçük yıldız veya çiçek şeklinde olabildiği gibi, şekillerine göre değişik isimlerde alırlar.

ALTIN SANATI TEZHİP

Tezhipte temel malzeme altın yada boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır. Tezhip sanatçısı (müzehhip) bir kâğıdın üstüne çizdiği motifi önce sert bir şimşir ya da çinko altlığın üstüne koyarak çizgileri noktalar halinde iğneyle deler. Sonra bu delikli kâğıdı uygulanacağı zeminin üstüne koyarak delikleri yapışkan bir siyah tozla doldurur. Delikli kâğıt kaldırıldığında motifin uygulanacak zemine çıktığı görülür. Bu motif iyice belirginleştirilip altınla ya da boyayla doldurularak tezhip meydana getirilir. Padişahlara, vezirlere, devlet büyüklerine, tanınmış kişilere sunulan ya da özel kitaplar için hazırlanan her çeşit yazma kitap, özellikle şiir kitaplarını tezhiplemek eski bir uygulamadır. Ama tezhip en çok Kuran-ı Kerim`lerin ilk ve son sayfalarında, surelerin baş taraflarında kullanılmıştır. Bazen tezhiplenmiş başka kitaplarda satır aralarına, sayfa kenarlarıyla köşelerine, şiir kitaplarında mısra ya da beyit aralarına da tezhip yapılır. Kuran-ı Kerim`de ayetleri ayırmak için nokta yerine geçen küçük yıldız ve çiçek biçimindeki örgeler de tezhiple yapılır. Bunların geometrik biçimli olanları mücevher nokta, altı köşelileri şeşhane nokta, beş yaprağı andıran beş köşelileri pençberg, üç köşelileri de seberg adıyla anılır. Kuran-ı Kerim okunurken durulacak ya da secde edilecek ayetleri belirtmek için, ayet hizalarına konan gül biçimli süs de tezhibin ana örgelerindendir. Bunun da vakıf, secde, hizib, aşir, sure ve cüz gülü gibi çeşitleri vardır. Tezhibin en önemli malzemesi boya ve altındır. Eskiden pastel rengin çoğunlukta olduğu toprak boyalar kullanılırdı. Bugün genellikle hazır boyalardan yararlanılmaktadır. Altın boya ise, altın varak su içinde ezilerek ve jelatinle karıştırılarak hazırlanır. Uygulanacak desen tezhibin yapılacağı kağıdın üstüne silkme yoluyla aktarılır. Simetrik desenler, her kez dörtte biri olmak üzere dört defada kağıda geçirilip tezhip edilir.Serbest desenlerin ise tümü bir defada işlenir. Boyama ve altınla bezeme işlemi bittikten sonra altınla yerler istenirse zer mühreyle parlatılır. Böyle tezhiplere pesend (beğenilmiş), desenin altının yanında boyayla da yapıldığı tezhiplere de boyalı halkar adı verilir. Altınlamanın bir çeşiti de zerefşan (altın serpme) adını taşır. Bu tür tezhipte altına batırılmış fırça elek teline sürtülerek altın zeminin üstüne püskürtülür.

TEZHİP’İN TEKNİĞİ

Bir tezhibin hazırlanmasında izlenen klasik yol şöyledir: ince kağıt üzerine bir desenin tümü ya da yinelenen bölümlerinden yalnızca biri çizilir. Deseni oluşturan çizgiler, birer milimetre kadar aralıkla iğne ile delinerek bir kalıp hazırlanır. Bu kalıp, süslenecek yüzey üzerine yerleştirilir. ince kömür tozu dolu küçük bir torbacık, kalıp üstünde gezdirilir ve noktaların yüzeye geçmesi sağlanır. Noktaların araları da ince kalemle birleştirilerek desen ana yüzeye geçirilir. Boyama işlemine altınla başlanır. Hafif jelatinli su ile sulandırılan altın, fırça ile sürülür. Altının parlaması için de “Zermühre” denen bir alet kullanılır. Bu, parlak yüzeyli bir taştır. Bunun için genelde akik tercih edilir. Bir sapa oturtulan bu taşın yüzeye sürülmesi ile altın parlak bir görünüm kazanır. Tezhipte yararlanılacak fırçalar da genellikle kullanılacakları ise göre özel olarak seçilir ve kullanım şekline göre tahrir fırçası ,zemin fırçası ,altın fırçası gibi adlar alır.Her şeyden önce gereken alanlar altınlanır ve mührelenir. Mat zeminler için mühre ile altın arasına ince kağıt konur.Motifler renklendirildikten sonra ‘tahrir’ denilen kontorlama yapılır. Desen tahrirlendikten sonra sıra zeminlerin boyanmasına gelir.Daha sonra motifler gölgelendirilerek tezhip tamamlanır Daha sonra çok ince bir fırça kullanılarak konturlar çizilir. Bu konturlara tahrir denir. Konturların çizilmesiyle zemin renklerinin altın yüzeye akması bir derece de olsa önlenmiş olur. Sonra sıra zemin kısımlarının renklendirilmesine gelir. Zeminde genellikle lacivert kullanılır. Bu bir ölçüde dönem üslubuna ve sanatçıya göre de değişir. En sonunda renkli ayrıntılar eklenir, tığlar çekilir, zeminde serpme, nokta ya da tarama gibi son rötuşlar yapılır.

A) MALZEMELER

1- KAGIT:Gözü yorduğu ve yapılan tezbihi güzel göstermediği için ham kağıt kullanılmaz. Onun yerine bitkisel ve nebati boyalarla boyanmış kağıt kullanılır. Daha sonrada üzeri aherlenir. Aher bir çeşit ciladır,kağıdı doyurmak için yapılır. Sadece sanat eserlerinde aher kullanılır,çünkü yanlış yapıldığında silinebüme özelliği yaratır.

2- MÜREKKEP:Lal altın ve is mürekkebi çokça kullanılmıştır.Lal,koşnil böceğinin kurutulmasıyla elde edilip Fatih devrinde halkalarda çokça kullanılmıştır.Altın ve is mürekkebi hem tezbih hemde hat sanatının temel malzemesidir bu yüzden her dönemde kullanılmıştır.

3-KALEM:Yazma kaynaklarından anlaşıldığı üzere fırçanın eski ismi “kıl kalem”dir. Müzehhipler fırçalarım çulluk kuşunun ense tüylerinden kendileri yaparlardı. Gümüşi rente olan bu kıl kalemleri tahrir çekmek için kullanırlarmış.

TEZHİP’İN GÜNÜMÜZDEKİ YERİ

Geçmişten günümüze gelen diğer Türk el sanatlarına nazaran tezhip hak ettiği yeri maalesef alamamıştır. Çünkü tezhip sanatının altınla olan yapımı ve kullanış alnalarının sadece dini kitaplar ile sınırlanması ile geniş halk kitleleri tarafında duyulmamış ve yaygınlaşmamıştır. Artı uzun zaman ek emeği ve göz nuru gereken sanat’ta üretim zamanı çok uzun olduğu için seri bir üretime geçmesi söz konusu değildir. Üretimdeki maliyetlerinde yüksek olmasıda bu sanata gönül verenlerin emeklerini ekonomik bir bedele çevirmeleri zaman almaktadır. Tezhip sanatına bir an önce Kültür Bakanlığımızın el atması gerektiği kanısındayız.Çünkü bizim sanatımız olan ‘tezhip’in gelecek kuşaklara aktarılması kişilerin özverilerine terk edilemeyecek kadar önemlidir. Nasıl ki bir ebru ve hat sanatımız Türk kültürünün bir parçası ise Tezhip’te bizim bir parçamız ve Türkiye’ye ait olan bir markadır.

TEZHİPE GÖNÜL VEREN HANIMLAR

Tezhip sanatına gönül veren hanımlarda gittkçe yaygınlaşıyor. İşte ilk zamanlarda amatör olarak başlayıp sonrasında ise bu işi Profesyonel olarak yapmaya devam eden Hülya Erdem Ve Hülya Aksu ile görüştük.

Tezhip’e nasıl başladınız ?

Tezhip altınla yapılan Bir Osmanlı süsleme sanatı. Osmanlı döneminde kitapların Kuran-ı Kerim gibi edebiyatla alakalı divanlar gibi süslenmesinde, hat levhalarının dışına yapılan süslemeler. Benim merakım üniversite zamanında başladı, İstanbul Üniversitesi Türkoloji mezunuyum Eski Türk edebiyatı kürsüsünde prof. Dr. Ali Alparslan diye bir hocamız vardı hocamızda zaten şu an yaşayan en büyük hattatlardan biri ‘talik ve divani’ yazı üzerinde. İlk hatla tanıştım. Ondan aldığım derslerle tanışma oldu. yazın üniversite tatile girince Birlik vakfına derslere gittim .Şimdi ‘de devam ettiğim vakıfta çok değerli sanatçılar ile tanıştım. Bunlardan birisi olan Fuat Başar’dan dersler alıp bir müddet kendisi ile çalıştım. Sonra ki zamanlarda çalışmalarım ve ilgim tezhibe kaydı ve tezhip dersleri almaya başladım. Topkapı sarayı’nın açtığı Tezhip sınavlarında başarı göstererek bu sanatın üç yıl eğitim aldım. Daha sonra öğretmenlik yapmaya başladım. Öğretmenlik yaparken tezhiple ilgimi kesmedim tezhip dersi de veriyordum on yıl kadar öğretmenlik yaptım 2000 yılında öğretmenliği bırakmamın ardından son dört yıldır tezhip tüm çalışmaların tezhip üzerine oldu.Yurt içinde yurt içinde sergilerimiz oldu İstanbul’da pek çok karma sergiye katıldım. Yine Almanya da Bosna’da sergilerimiz oldu. Almanya’ya İslam konseyinin davetlisi olarak gittik Hannover de expo 2000 fuarı vardı. Ulusların kendi kültür sanat gelenek göreneklerini tanıttığı bir fuardı. Biz de orada İslam sanatlarını tanıtma amacıyla gittik. Şimdi 1988 de başladım aşağı yukarı 15 seneden beri ilgileniyorum.

– Tezhibin bilinmemesinin sebebi ne sizce ?

Türkiye de sanata karşı bir sıkıntı var. Bizim sanatımızda tanıtıldıkça tanındıkça daha çok piyasası olacak yarın öbür gün tezhip resimden çok daha iyi bilinen bir sanat olacak ben onun ilerisini çok iyi görüyorum. Sadece Tezhip olarak değil ben sanatın geleceğini çok iyi görüyorum. Sadece Türkiye de değil dünyada da yine yükselen değerin sanat olduğunu düşünüyorum. Artık bir uzay çağındayız insanların rahatlaması için bundan başka gidecekleri yeri yok.

Tezhip bir sabır sanatı kolay çıkmıyor. Bir olgunlaşma oluyor. Güzel işlerle uğraştığın için hayata güzel bakılıyor. Tezhip insan seçer mi ye? Gönlünüzü bozduğunuzda her iş sizi bırakır. Kalbi temiz tutmak lazım. Her öğrenciyle frekansınız tutmayabilir. O zaman yapamayabilirsiniz ama bunun haricinde çalışan uğraşan başarır. Tezhip dersi veriyorum özel olarak. Yurt dışında ilgi müthiş Türkiyede de gören herkes hayran oluyor ve bunu ifade ediyor İranda ve Türklerde gelişmiş bu sanatlar. Hyaranlık arz ediyor ve bizim ne kadar güzeşl bir sanatımız varmış diyorlar.

ESERLERİN MADDİ YÖNÜ

Sergiler düzenliyoruz amacımız önce sanat para kazanma ikinci planda kalıyor ama sanatımız gerçekten pahalı bir sanat 24 ayar altın kullanıyorsunuz bunu Eouroyla alıyorsunuz. Çerçevesi yazısı derken. Burada işin içine altın giriyor vs. bu tabii fiyatlara yansıyor. Bizde sergiler düzenliyoruz. Koleksiyon erler var. Birde aracılar var biz onlara çerçeveletmeden falan veriyoruz onlar pazarlıyor vs.

Sergilerde sizinle konuşanlar var mı?

Genelde gelenler çok memnun oluyor beğendiklerini söylüyorlar. Sergi defterine biri keşke param olsa da hepsini alabilsem diye yazmış Her gelen öğrenmek ve yapmak istiyor, tezhip için düzenli olarak en az iki yılını verecek ama sanatın sonu yok yani buna zaman biçmek de doğru değil her zaman yeni bir şeyler öğreniyorsun. Ben her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Ama iki yıl bir alt yapı için söylenebilir. Çünkü öğrenmenin sonu yok ölene kadar.

Tezhip de yeni şeyler yapabiliyor musunuz?

Bizim sanatımızda da öyle gelenekçiler ve yenilikçiler diye. Tabii yeni şeyler yapabilme özgürlüğünüzde var ama klasiğin dışına çıkıldı mı eleştiri de alıyorsunuz. Bence klasiği çok bozmadan yeni şeyler de yapılmalı. Bence klasik çalışmalar olmalı onu hiç bozmadan bir tablo yarı klasik yarı modern olmamalı bence. Eğer klasik çalışıyorsan onun hakkını vermeli ve tam yapmalısın ama değişik şeyler denemek istiyorsan deneyebilirsin. Ama yeni şeyler denenmeli bence. Bu piyasada aşağı yukarı herkes birbirini bilir. Tabii çok büyük ustalarımız hocalarımız var Allah onlardan razı olsun onlar sayesinde biz buralara geldik. Yani bildiğim kadarıyla bir dernek yoktu ama bir arada toplanıp görüşülmesi için bir dernek faaliyeti var ama henüz oluşmadı. Belediyenin meslek edindirmek kursları: Ben ona hiç hoş bakmıyorum onu oy için yapılan siyasi bir hareket olarak görüyorum. Kasaplık manavlık eğitimi verilebilir ama resim de dahil ben sanatın bu kurslara inmesine hoş bakmıyorum o bir siyasi manevra bence – yani orada öğrenilmez mi? Öğrenilemez demeyim de dikiş nakış ayarına indirilmesi doğru değil. Bence bu iş daha özel olmalı. Herkesin gelip gideceği bir dikiş nakış kursu gibi olmamalı. Bence bir sınava tabii tutulmalı ama vermek istiyorsa belediye bir merkezde toplanıp güzel sanatlar ensitütisi gibi verebilir çünkü iyi hocalar var. Okul gibi olur. Resim minyatür tezhip hat dersleri verilir ama bir ensitüti niteliğinde yani seviye yükseltilerek. Bu da bir yıl değil de 4 yıllık bir eğitimden geçer. Ben sadece tezhip için değil tüm sanat dalları için böyle olması taraftarıyım. Ben herde biçki dikiş kursu gibi açılması doğru değil. Tezhip malzemeleri pahalı mı? Tezhip kelimesi altın yani zehepten geliyor yani zaten altınla yapılan bir şey. 24 ayar altınla kullanıyoruz. Onun haricinde çerçevelerin tuttuğu bir yekün var. Çerçevelerin maliyeti yüksek oluyor ve hepsi yurt dışından geldiği için dolar bazında oluyor. Mesela yaldızla da yapamazsınız emeğinize yazık olur.Çünkü bir müddet sonra kararıyor. Tezhip bir gönül işidir. Ekonomik bir gelir getirecek diye yapılmaz. Karşılığını alıyorsunuz ekonomik olarak ama piyasaya ekonomik karşılığını alayım diye çıkmıyorsunuz. Bu bir gönül işi. Ben başka işler yapıp daha çok para kazanabilirim ama para söz konusu değil. Yani yaptığınız işi sevmeniz çok önemli. Gönlünüze hitap etmeyen bir işte başarılı olamazsınız ki.

TEZHİBİN BİR ‘REHABİLİTE’YÖNÜ VAR.

Sanat ile uğraşmanın bir terapi olduğunun her zaman dile getiren doktorların tavsiyesine uyan Melahat hanım Tezhip’i öğrenmek için Hülya hanımdan dersler almaya başlar. Bizde röportajımıza Melahat hanımı katarak tezhip’in bu yönünü konuştuk.Melahat hanımın tezhip sayesinde yendiği hastalığı: ‘Tezhip de dördüncü yılım, Hülya Hanımla tanıştıktan sonra bu sanata başladım başladıktan sonra çok ağır bir rahatsızlık geçirdim. Bağırsak kanseri. Tabiri caizse hayatla mücadele içinde oldum. Bu sanat bana yeniden hayatı yaşattı. Bana en büyük terapi bu sanat oldu. Tabi Allah’a çok şükürler olsun. Ben iki ay hastanede yattım eve geldiğimde ayakta duramama rağmen yastıklarla destekler yapıp çalışmalarımı yaptım. Ve korkunç bir terapi oldu. sanatın terapi olduğunun en güzel misali benim. Geçen sene Taksim sanat galerinde kişisel sergim oldu. Ben hayal edemeyeceğim kadar güzel şeylerle karşılaştım ben bu sanatın kariyerini yapmadım Allah razı olsun Hülya hoca sayesinde oldu. Güzel san atlarlardan gelen hocalar bile öyle güzel şeyler söylediler ki; öyle güzel destekler verdiler ki; başta Rabbimin bir lütfü sonra hocamın bir lütfüyle ve sanat sevgisiyle çok güzel şeyler elde edilebileceğini gördüm. Rabbime milyonlarca şükür ve bu sanatı sağlığım ve ömrüm müsaade ettiği müddetçe bırakmamaya niyetliyim. Ben çok sabırlı bir insanım fakat son zamanlarda dünyaya bakış açım tasavvufi bir hal aldı. Olayların iyi yüzünü görüyorum artık bu sanatın verdiği bir şey bu..Güzel işlerle uğraşanın ruhu güzelleşiyor hayata bakışı güzelleşiyor yani bana göre insanlara boşluktan gelir bir meşgale olmayan insan psikolojik rahatsızlıklara yakalandığını hissediyorum. Ben tüm gün uğraşıyorum hiç vaktim yok ve geceleyin yastığa başıma koyduğumda acaba daha güzel nasıl desen hazırlayabilirim daha güzel bir şekilde nasıl motif yağabilirim oluyor. Hem hiç heyecanım geçmiyor hem de hayatın ve hayatın problemlerini daha hafife alabiliyorum.bir şey üretmek meydana çıkarmak çok büyük bir haz.

HATİCE AKSU

Ailesinin geleneksel sanata olan ilgisi üzerine daha lise yıllarındayken tezhip dersleri almaya başlayan Dr. Hatice Aksu, bu sanatı verdiği derslerle gelecek nesillere taşıyor. Kendisi daha çocuk yaşlarındayken babasının ünlü hat ustası Hamit Aytaç`tan yazılar alıp eve getirdiğini söyleyen Aksu, tezhip sanatçısı olmak istemesinin sebebini şöyle anlatıyor:, “Günümüzdeki hat ustalarının da hocası olan Hamit Aytaç`a babam çok değer verir ve ondan yazılar alırdı. Ailemin özel ilgisi beni de bu sanata yönlen­dirdi ve pek kimsenin gelenek­sel sanata itibar göstermediği bu yıllarda Kubbealtı`nda ders almaya başladım. Kurslardan sonra Mimar Sinan Üniversi­tesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel El Sanatlan Bölümü`ne girdim ve burada akademik anlamda eğitimimi ta­mamladım. Aynı bölümde yüksek lisans ve doktora yaptım.” Tezhip sanatçısı Dr. Ha­tice Aksu, aynı zamanda Kü­çük Ayasofya Camii Hoca Ah-met Yesevi Vakfı Kültür Mer­kezi`nde dersler veriyor., Soru­larımızı yanıtlayan Aksu; Tezhip sanatının kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar arasında ol­madığını bilakis son zamanlar da çok fazla rağbet gördüğünü kaydediyor. Aksu`nun özlem duyduğu şey ise ilk okulda, orta okulda öğretilen yabancı sanatçılarla beraber Türk sanatçılarının da öğretilmesi.

” AŞIRI İLGİ VAR ”

Doktora tezini bitirdikten sonra, dersler vermeye başladım. Yaklaşık 7 senedir ders veriyorum. Tezhip sanatına ilgi bence çok fazla. Eskiden kaybolmaya yüz tutmuş sanatlar diye bahsedilirdi. Ben öyle düşünmüyorum çünkü üniversitelerde hem bu sanatlarla ilgili bölümler var hem de ayrıca açılan bir çok kurs var ve halkın büyük bir ilgisi var. Millet olarak sanatı seviyoruz içimizde var. Belki eskiden fırsat olmamış belki imkan bulamamış olanlar şimdi hem belediyenin kursları olsun hem özel vakıf kursları olsun bir çok yerde bu tür imkanlar var. Veya kişisel çabalarla açılan kurslar var. Benim çoğu zaman aşırı ilgiden dolayı öğrenci talebi karşılayamadığım oldu, 200″e yakın öğrencim var. Bunlar da bana gösteriyor ki geleneksel el sanatlarımız ne unutulmuş bir sanat ne de sevilmeyen bir sanat.

EV KADININDAN ÜNİVERSİTELİYE

Öğrenci profillerimiz çok çeşitli. Ev hanımları, üniversiteye gidemeyen veya gitmeyen veya öğrenci olan öğrencilerimiz var. Geleneksel El Sanatları Meslek lisesinden yetişen talebelerde gelmeye başladı. Ev hanımları, “öğreneyim bilgim olsun hem de tablo yapayım, evime asayım” şeklinde düşünüp gelenler var. Bunun yanında idealist olarak, meslek olarak öğrenmek isteyen ve sanata gerçekten kabiliyeti, istidadı olup da gelenler var. Bizim programı 2 sene yapmamızın sebebi de bu. Yani bu yolda yürüyecek olanlarla ayırıp, sadece tablo yapmayı öğrenmek için gelenleri ayırmış oluyoruz. Böylece daha kaliteli bir eğitim ortaya çıkmış oluyor. Bu şekilde olanları asistan olarak alıyoruz yetiştiriyoruz. Sonuçta nereye varıyor diye soracak olursanız? Belediyeler çok güzel imkanlar sağlıyor. Ben 7 senedir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSMEK kurslarında ders veriyorum. Bunlar halkın yetişmesi için açılmış kurslar. Ben buraya başladığımda 12 talebe ile başladım, şu an benim 2 asistan 200`e yakın talebem oldu. Yani boş kalmıyorlar, sipariş alıyorlar, sergiler açıyorlar,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir