ZORUNLU DİN DERSİ MESELESİ

Din ve vicdan hürriyeti, en temel insan haklarından biridir.
Zira bu hak, bizzat Yaratıcı tarafından insanlara verilmiştir. Dileyen dilediği gibi inanabilir. Allah dileseydi herkesi inançlı olarak yaratırdı. Ama insanlara akıl ve irade verip onları serbest bırakmıştır. Tıpkı yaşama hakkı kadar kutsal bir haktır bu.

Allah’ın kullarına verdiği bu hakkı, hiç kimsenin onlardan alması doğru değildir. Zaten mümkün de değildir. Silah zoruyla bir insanın canını alabilirsiniz belki. Ama onun vicdanına söz geçiremezsiniz. İslam’ın bu anlayışından dolayıdır ki, Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü topraklarda herkes kendi inancını serbestçe yaşıyordu. Bunun tabii bir sonucu olarak, dünyanın en renkli dini mozaiği bu coğrafyada oluştu. 15 asırlık İslam hâkimiyetine rağmen, Ermeni, Ortodoks, Katolik, Protestan, Musevi, Yezdani, Keldani, Süryani ve adı-sanı duyulmamış nice inançlar bu topraklarda emniyet içinde varlığını sürdürebildi. Hatta zaman zaman dışarıdan gelen tehditlere karşı Müslümanlar onları korudu. Nitekim Avrupa’dan gelen Haçlı saldırıları sadece Müslümanları hedef almıyordu. İstanbul ve Kudüs’teki Ortodokslar da zaman zaman katliamların hedefi olmuşlardır.

İslam dünyasında alabildiğine din hürriyetinin yaşadığı dönemlerde Avrupa’da durum nasıldı? Bugün insan haklarının bayraktarlığını yapan Avrupa’da, bırakın farklı dinleri, aynı dinden olan Hıristiyanlar bile çoğu zaman birbirlerini boğazlamışlardır. Faklılıklara asla hayat hakkı tanınmamıştır oralarda. İspanya’da yüzyıllarca yaşayan Endülüs Müslümanlarından hiç eser kaldı mı? Hepsini acımasızca katliama tabi tutuldu, kalanları ise asimilasyona uğradı. Yahudilerin önemli bir kısmı oradan kaçarak Osmanlı’ya sığındı. Avrupa’nın başka ülkelerinde kimliklerini saklayarak yaşayabilen küçük Musevi gruplar ise 2.Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından soykırıma tabi tutuldu. Osmanlı bakiyesi olarak Balkanlar’da varlıklarını sürdüren Müslüman bile yakın zamanlarda dünyanın gözü önünde zulümlere maruz kalmadılar mı?

Şimdi bize ne oluyor ki, dünyaya din ve vicdan hürriyetini öğretmiş bir milletin torunları, okullarda din dersi meselesini tartışıyor. Okullarda başörtüsü yasağından söz ediyoruz. Din ve vicdan hürriyetinin simgesi olmuş bir millet olarak, dini simgelerin yasaklanmasını istiyoruz.

Bir kere şu tespiti yapalım: Karşımızda kim olursa olsun, insanların inançlarına müdahale etmek doğru değil. Herkes, istediği gibi inanmak hakkına sahip olmalı. Ve bu inancının gereğini serbestçe yaşayabilmeli. Ancak bu hürriyet, hiçbir zaman başkalarının hürriyetini yok sayma noktasına gelmemeli.

Zorunlu din dersi meselesine gelince… Bir kere adından anlaşılacağı üzere, bizde “Din kültürü ve Ahlak bilgisi” dersi var. Bunun içeriğinin uygun olup olmadığı tartışılabilir elbette. Ama eğer bilgilenme ve kültürden ibaretse bunun kime ne zararı olabilir ki? Haftada bir-iki saatlik bir dersle insanların inancı değişmez zaten. Sadece genel kültürlerine bir zenginlik eklenmiş olur. Bu toplumda hakim, savcı, doktor, öğretmen, polis, subay veya tüccar olacak bir insanın toplumun dini hakkında bilgi sahibi olması gerekmez mi? Bırakın vatandaşlarımızı, bu ülkede iş yapmak için Türkiye’ye gelen yabancı diplomatlar veya işadamları bile bu toplumun ahlakını, dinini, gelenek ve göreneklerini öğrenme ihtiyacı duyuyorlar. Benim de mensubu olduğum İstanbul Üniversitesi İngiliz filolojisi bölümünde bir zamanlar İncil’den pasajlar okutuluyordu. Ve bundan hiç kimse rahatsız olmuyordu. Zira İngiliz dilini ve edebiyatını hakkıyla anlamak için İncil’i, Yunan mitolojisini ve Roma tarihini bilmek zorundasınız. Bu altyapı olmadan Shakespear’i, Milton’u, Benjamin Franklin’i, Alexander Pope’u veya Ezra Pound’u anlamak mümkün değil. İngiliz ve Amerikan kültürünü öğrenmek için onların dinini okumak gerekiyorsa, bu ülkede yaşayacak ve gerektiğinde ülkeyi yönetmeye talip olacak insanların bu halkın dinini hiç olmazsa genel kültür seviyesinde bilmesi gerekmez mi?

Zorunlu din ve ahlak bilgisi dersine karşı olanlar, bir de bu gözle değerlendirsinler meseleyi. Aksi takdirde -bilerek veya bilmeyerek- farklı emelleri olan toplum mühendislerine hizmet etmiş olacaklardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir